EĞİTİM İÇİN TESBİT VE TEKLİF

Türkiye’nin eğitim- öğretim süreçlerindeki işleyişi diğer siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda olduğu gibi kırılgan ve çelişkili bir halde devam etmektedir. Eğitim- öğretim yılını geride bıraktığımız bugünlerde kronikleşen sorunlar yanında çözümsüzlüğün ürettiği yeni durumlarla da karşı karşıyayız. Bürokratik egemenliğin hâkim olduğu bu kesimde durum ve konumlara ilişkin sağlıklı değerlendirme ve yaklaşımların yapılamadığını gözlemlemekteyiz. Değişim olgusunun etki- tepki biçimlemesinde her an şekillendirici rol aldığı eğitim, öğretim, yönetim ve sistem temelinde derin krizler yaşamaktadır.

Eğitim- öğretim belli değerler sisteminin hâkim kılınmasını hedefleyen ve bunu davranış haline getirmeyi amaçlayan çabaların toplamıdır. Türkiye’nin yeni kuruluş ideolojisinde yansıttığı hedefler bu ülke için birleştirici, kapsayıcı, üretici ve erdemli bir nesil yetiştirmekten ziyade zamanın ideolojisi olan kariyerizm ile konforizm mensubu olmayı ve değersiz bir kimliğin inşasını hedefler haldedir. Uluslararası sisteme adaptasyonda eğitim araçsallaştırarak uygulanmaya çalışılmaktadır. Nesiller için var oluşun amacı; kariyer yapmak, konfor içinde yaşamak ve bunu pazarlama nesnesi olarak uygulamak olarak görülmektedir. İnsan hayatının engin derinliği böylesi dar alanlara mahkûm edilmiş bulunmaktadır.

Müfredat- Sınav

Milli eğitimdeki uygulamalarında ki en büyük iddialarından olan yeni müfredat çalışmaları bu yarı dönemde de gösterdi ki pratik zemini olamayan ve alt yapısı oluşturulmayan projeler olarak akim kalmaya mahkûmdur. Milli Eğitim Bakanlığı öğrencileri düşünme, projelendirme, araştırma ve soru sormaya dayalı anlayışı geliştirmek ve yerleştirmek için geniş kapsamlı müfredat değişimi yapmıştı. Mevcut sınav ve hayat algısını karşılamayan bu çalışma beklenen sonucu vermedi. Öğretmenlerin anlamakta ve uygulamakta yabancı kaldıkları bu süreç yerine dershanelerin çoktan seçmeli soruları çözme ve uygulama tekniğinden öteye geçmeyen anlayışı okullarda gayr- ı resmi müfredat olarak uygulanmaya devam etmektedir. Bu müfredat çalışmalarının sınıf içi ve dışı yeni değer ve ifadesi yoktur. Yönetenler ve yönetilenler birbirlerini yalanlarla oyalamakta, olmayanı varmış gibi gösterme alışkanlığı ile devam etmektedirler.

Tatil

Eğitim- öğretimde uzun bir tatil dönemi daha yaşandı. Dünyanın en uzun tatilinin yaşandığı ülkelerden birinde yaşıyoruz. Bu tatil dönemi hem öğrenci hem de öğretmen açısından bir çok sorunlar barındırmaktadır. Öğrenci, okul atmosferinden uzaklaşmakta ve bilgi açısından zaten kopuk olduğu ilişkiler bütünlüğünden ayrılmaktadır. Uzun yaz tatilini büyük diliminde programsız- başıboş bir hayat atmosferi içinde zaman israfından öteye geçmemektedir. Öğretmenler açısından ise durum daha vahim görünmektedir. Maaşını aldıkları kurumsal yapı içinde hiçbir rol üstlenmeden tatil adı verdikleri uyuma seansları içinde vakit geçirmektedirler. Uzun tatil döneminden okula dönüşte uzun süre intibak sorunu yaşanmaktadır. Milli eğitim tatil döneminde böylesi büyük sayısal birikimi daha verimli şekilde yönlendirebilecek ve eğitim- öğretim süreçlerine katkı yapacak bir işlev kazandırmalıdır. Tatil olgusu her boyutta ele alınarak sosyal gerçeklikle de uyumlu şekilde yeniden düzenlenmelidir.

Özgürlük

Milli Eğitim özgürlük olgusunun her durumda ve anda ilişkilendirildiği alanlardan biridir. Düşünce ve pratiklerin oluşması bu alanın varlığının orantısıyla alakalıdır. Milli Eğitim- Öğretim özgürlüklerin en çok kısıtlandığı alanlardan biridir. Öğretmenler düşünsel üretim ve pratiklerden uzak olmakla birlikte geleneksel eğitim ilkesine uyum iddiasından hareketle herhangi bir alternatif düşünce ifade ve pratik uygulama alanı bulamamaktadır. Özgürlüklerin insani taleplerin temelinde iken milli eğitim yapılanmasında hiç bir yeri bulunmamaktadır. Hangi dinden olursa olsun dindarların talepleri çeşitli bahane ve tehdit algısı ilintilendirilerek engellenmektedir. İnancından dolayı başını örten öğrenci ve öğretmenler yaşadığı trajik, dramatik durum görmezden gelinmeye, örtbas edilmeye ve unutturulmaya çalışılmaktadır. Özgürlüğün hayat alanından çekilerek bir grubun- elitin korkularına mahkûm bir ülkenin olması hazindir. Diyarbakır’da ilköğretim öğrencilerin oluşturduğu direniş çizgisi egemenlerce bastırılmaya çalışılmaktadır. Başını örten öğretmenlerin baskı karşısında yaşadığı ikilem ve bu ikilemin oluşturduğu düşünce- yaşam pratiği ezik, sönük, ilkelerinden soyutlanmış bir hayat çizgisinin bu topraklarda ikame edilme çabasının bir parçası olarak başarıya ulaşmış görünmektedir. İnançsal var oluş noktalarının böylesine ucuz bir savaşımla teslim edilmesi gelecek kuşaklar için kötü bir örnekliktir. Diyarbakır’dan Ecenur Özel’in başörtüsü mücadelesi öğrenci boyutunda yeni sayfa açtı. İlk defa bir ilköğretim öğrencisi inanç özgürlüğü talebini dillendirmektedir. Okullarda giyim- kuşam halen basit döngülerde ancak olası dini anlayışların algılarından esinlenecek giyimlere karşı tetikte beklenmektedir. Bir eğitim politikasının giyim noktasında kendini aşamadığı algı hangi soruna çözüm üretebilir? Okullarda öğrencilerin ibadetlerini yerine getireceği mescid gibi ibadet alanları açılması engellenmektedir. Alevilerin inanç temelli yaklaşımları bazı göstermelik uygulamalardan öte karşılık bulamamaktadır. Hıristiyan ve diğer inanç mensuplarının talepleri bölücü tehdit algısıyla karşılanmak yerine sürekli ertelenmektedir. Sistemin tıkandığı ve yeni açmazlara sürüklendiği bir zeminde süreç işlemektedir.

Sınav

Milli eğitimin birçok konuda olduğu gibi kafası karışık bir halde bulunmaktadır. Sınavların geleceğine dair tutumlar netleşmemiştir. Okulların dershaneleşerek eğitim- öğretim faaliyetlerini sadece sınav merkezli ikame etme çabası okulları zaten başıbozuk olan yapısını asli hüviyetinden uzaklaştırmıştır. Yap- boz tahtasına dönüştürülmüş bir sistemin bu ayağı da akim bırakıldı. Danıştay ile YÖK arasında gidip gelen katsayı uygulaması belli bir ölçüde fark korunarak kabul edildi. Gerek ilköğretim gerekse de liselerde sınava girecek öğrenciler için okulun hiçbir önemi kalmamakta, dershanelere geçiş yapmaktadırlar. Öğrencilerin okula ilgisi sınav sisteminin de tetiklemesi ile birlikte iyice azalmaktadır. Öğretmenler bekçi rolünden öteye bir fonksiyon üstlenmemektedirler. İlkokul birinci sınıftan itibaren sınav merkezli eğitim- öğretim anlayışı sadece derslerin test merkezli anlayışla işlenmesi dışında bir işlerlik içinde bulunmasını sağlamaktadır. Lise ve üniversiteye giriş sınavlarındaki çeşitlendirme ile önlenmek istenen sınav temelli kaygı ve uygulamaları çoğaltmaktadır. Sınav temelli yaklaşım eğitim- öğretimi dinamitlemektedir. Yeni çalışmalar ile dershaneye yönelim engellenmek istenmektedir. Ancak iddialarına aksine dershaneye yönelim en alt sınıflara kadar inmekte ve artmaktadır. Öğrenciler sınav temelli eğitim- öğretim algısı içinde bir hayat tasavvuru ve yaşam pratiği noktasında beceriler geliştirememektedir. Eğitim öğretime ilişkin bu değerlendirme süreçleri adilane ve fırsat eşitliği kapsamında beklentileri karşılayamamaktadır. Sınav kaygıları temelde paralı bir eğitim sürecine yönlendirmekte bu da farklı ekonomik seviyelerde imkânı olmayanların katılım ve paylaşımını engellemektedir. Öğretmenler ve veliler okul ders kitaplarından ziyade yayınevlerinin çıkartmış oldukları yardımcı ders kitapları, soru bankaları, test kitapçıkları ve ünite dergileri çalışmalarını ders kitabı haline getirilmektedir. Bakanlığın ücretsiz verilen ders kitapları sadece aksesuar olarak taşınmakta hatta dolaba kaldırılmış halde bekletilmekte, ders kitabı olarak diğer çalışmalar ders kitabı formunda uygulanmaktadır. Yılsonunda kâğıt dönüşüm fabrikalarına giden atıklardan öte bir işlev kazanamamaktadır.

Öğretmen

Toplumun yaşadığı değişime paralel olarak ideallerinden soyunmuş öğretmenler memurluk zihniyetini aşamamaktadır. Mesleki formasyonu üniversite döneminde tam anlamıyla alamayan öğretmen, öğretmenliği okul sürecinde yeni baştan öğrenmeye başlamaktadır. Bu hem zaman, hem de çocuklar açısından bir kayıptır. Özellikle büyük şehirlerde maddi sıkıntıların pençesinde mesleki motivasyondan yoksun olmaktadırlar. Bilgiye en hızlı ulaşılan bu çağda ne yazık ki yeterli mesleki donanım sağlayamamaktadır. Araştırmayan kitap okumayan bir öğretmenin öğrenme ve bilgi aşkının ne kadar öğrenciye verebileceği şüphelidir. Buna iktidarların milli eğitim ile her yıl hatta her ay değişen sistem tekliflerinden başı dönen öğretmen ne kadar verimli olabilir.

Sivil Toplum

Eğitim- öğretimde oluşan sorun alanlarına yönelik olarak yerel yönetimlerin oluşturmaya çalıştıkları projelerle açılım sağlamaları yeni dönemde dikkat edilmesi gereken hususlar olarak belirmiştir. Ufku geniş yöneticilerin çeşitli pratiklerle sorunlara çözümler getirmeye çalışma gayretleri tüm illere ve yöneticilere örnek olmalıdır. Malatya- Şanlıurfa valileri gibi kitap okuma ve diğer eğitim alanlarına yönelik yaptıkları çalışmalar iyi takip edilmesi gereken süreçlerdendir. Ankara Aklı’ndan beslenmeyi alışkanlık edinmiş bürokratlar, eğitim süreçlerine yabancı belediye başkanlıkları ve sorunlara ilgisiz STK’lar ile çözümsüzlük yumağı çoğalmaktadır. Yerel irade elindeki imkân ve hareket kabiliyetini kullanarak birçok alanda merkeze örnek olacak çalışmalar gerçekleştirebilir. Bürokrasinin en statükocu ve hantal kesimi olan eğitim bürokrasisi bu noktada teorik ve pratik önermeler getirme iradesinden yoksun bir halde acziyet göstermektedir. Eğitim- öğretimin bulunduğu bu süreçlere ilişkin sendikalar ve sivil toplumları alternatif alanlar ve önermeler getirmemektedirler. Dindar muhafazakârlar için eğitim- öğretim, başörtüsü, katsayı ve imam- hatipler sorunu olmanın ötesinde anlam taşımamaktadır. Bu durum kuru ideolojik argümanları tartışmanın ötesine geçememekte ve çözümün ertelenmesine yol açmaktadır. Sol kesim iktidardaki partinin kimliği üzerinden referanslarını oluşturmakta bu sürece ilişkin sağlıklı değerlendirmelerin olmasını engellemektedir. Sendikalar devletten ödünç aldıkları statükocu, baskıcı, hantal, sömürüye dayalı tutumlarını devam ettirmektedirler. Üye kapma yarışı adına her türlü ilkesizliklerin sergilendiği arenada atama ve yer kapma telaşından eğitim- öğretim sorunlarının içeriğine nüfuz edememektedir. Merkezlerde ve illerde üye aidatları ile oluşan büyük sermaye üzerinden yeni sendika ağaları türemektedir. Yıllarca bulundukları koltuklarda her türlü demokratikleşme ve adalet iddialarına rağmen bencil, çıkarcıl ve hakkaniyete uygun olmayan yönetimler keyfi yönetimlerini sürdürmektedirler. Eğitim- öğretim’in içinde bulunduğu sorunlar ise ancak destekledikleri iktidarın muhalefete düşmesi ile ancak gündeme geleceğe benziyor.

Özel Okullar

Özel okullaşma oranı gün geçtikçe artmaktadır. Eğitim- öğretim kalitesinin artırması beklenirken teknolojik donanımı yüksek, imkânları geniş ancak içerik açısından hiçbir katma değer oluşturamayan kurumlara dönüşmektedir. Farklılık adına ortaya konulan göz boyayıcı fiil ve eylemleri dışında bir işlerlik oluşturamamaktadırlar. Sınıfsal bir gerçeklik üzerinden toplumsal statü ve bağlılıklar oluşturmakta ve toplumsal bütünleşme değil kopma sürecini beslemektedir. Bursluluk imkânlarını kullanmamakta ve artırılan ücretlere paralel eğitim- öğretim de beklentileri karşılamaktan uzaktır. Bulundukları özerk alanlar içinde eğitim süreçlerine ilişkin yeni yaklaşım ve uygulamaları gerçekleştirememektedir. Pazar nesnesi durumuna düşmüş halde müşterileri olan velilerin beklentilerini karşılamak çabası ve acziyeti içinde kıvranmaktadırlar.

Okul Yönetimi

Eğitim kurumları iyi idare edilememektedir. Milli eğitim gibi ülkenin hassas kurumunun yönetim kademelerinde gerçekten ehliyetli idareciler çok az ve bunlara da tahammül edilememektedir. Yöneticisinden gerekli moral, yönlendirme bulamayan öğretmenin verimi azalmaktadır. İncelenirse görülecektir ki iyi idarecilerin kurumlarının da başarılı olduğu görülecektir. Eğitim ve öğretimle ruh mana âleminde oluşmayan zeminler yönetimde durdukça kayıplar artacaktır.

Sonuç Yerine;

Yeni bir eğitim- öğretim yılının başında ertelenen sorunlar yumağı çoğalarak devam ediyor. Dönemsel olarak yaşanan bu süreçlerin irdelenmesi ve üzerinde gerçekçi, kalıcı ve sistemli açılımların uygulandığı yaklaşımların geliştirilmesi gerekmektedir. Zihinsel altyapısını gündelik olay ve tespitlerden kurtaracak bir süreç oluşamamaktadır. Kronikleşmiş rahatsızlıklar, alışkanlıklara dönüşmekte ve artık rahatsızlık bile hissedilmemektedir. İdeolojik deli gömlekleri ile örülü düşünsel birikim, gelecek ufku derinlikten yoksun, tehlike ve tehdit algısıyla çevrili zihin, eğitim- öğretim süreçlerinde de durağan ve karmaşık bir yapı oluşturmakta, yeni kuşak yitimlerine zemin hazırlamaktadır. Türkiye’nin yeniden şekillenen dünyadaki konumunu bilecek nesillerin yetişeceği bir eğitim alt ve üst yapısı bulunmamaktadır. Gelecek için umutlu şeylerden bahsetmek güçleşmektedir. Hiçbir değeri ve anlam temeli olmayan nesillerin yetiştiren eğitim- öğretim sürecine projelerle, alternatiflerle, önermelerle katkıda bulunacak ve önünü açacak bir kamu ve sivil aklın teşekkülü kaçınılmazdır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s