ŞEHİRE REDDİYE

İnsanlar dünya mekânında kendine barınma ihtiyaçlarını giderecek ortamlar bulmaya çalıştı. Allah onlara ilk olarak “Kabe” ile ev yapmayı öğretti. Evine kuran insan aynı zamanda çoğalıyordu. Evler de haliyle artıyordu. Önce Mahallenin ardından şehrin teşekkülü mümkün oldu. Beraber yaşamanın imkânı olan şehir zamanla insan için kargaşanın, kaosun, zulmün mekânına dönüştü. Yeri geldi şehirlerin insanlığın derin vicdanına açtıkları savaştan dolayı şehirleri terk edenler oldu. Dağlara çekildiler. Zamanın geçmesini dilediler. Arınarak yeniden şehre gelmek istediler.

Modern zaman şehirlere çağrı sesinin en yüksek derecede terennüm edildiği vakitlerdendir. Tüm insanlar isteyerek- istemeyerek şehre çağrıldılar. Gelmeyenler zorla, dayatmayla, sürgünlerle yerlerinden edildiler. Kapital insana ihtiyaç duyuyordu. Taşrada ona ulaşmak maliyetliydi. Uzaktı, o gelmeli, ayaklarına kapanmalıydı. Hepsini bir araya getirerek kendi kurduğu düzeni sürdürecekti.

Şehir günahları çoğaltıyordu. İnsanlar günah işlemeyi çok seviyorlardı. İnsanlar çoğaldıkça şehirde birbirine erdemleri değil günahları eşlik ediyordu. İyilikler bilinmiyor, kötülükler her köşede bitiveriyordu. Günahın çeşitleri çoğalıyor, insanlar günahları işlemenin ve çoğaltmanın derdine düşmüşlerdi. Günahlarını omzunda çoğalttığı apoletler gibi onurla taşıyor diğer insanları da bu yoldan yürümeye çağırıyordu. Günahlar için kurumlar oluşturulmuştu. Günahkârlar koruma altına alınıyor, özgürce günah işleyebilme imkânları genişletiliyordu.

Şehirde emniyet kalmamıştı. Başkasının varlığı diğerine tehdit olarak yöneliyordu. Mal, can, namus, din, nesil ve nefs emniyeti kalmamıştı. İnsanları birbirine karşı korumak için görevliler yetiştirilmişti. Bu görevliler insanlardan yine insanlara yönelecek tehditlerden korumalıydı. Evde, işte, sokakta, mabette, arabada, trende, otobüste… Hiçbir yerde emniyetli değildi. Her şeyine sahip olmalıydı. Modern haramiler her yanı çepeçevre kuşatmıştı. Yanı başındaki onun emniyetini tehdit eden biri olabilirdi. Sivil veya resmi soyguncular pusu kurmakla meşgullerdi. 

Şehir kirleniyordu. Sokaklar, caddeler görülen- görülmeyen milyonlarca atığın istilası altındaydı. Bir gün çöpçüler çöpü kaldırmazsalar yaşanmaz hale gelecekti. Havası solunmayacak haldeydi. Dumanlar yükseliyor, havaya bırakılan envai gazlar soluk alıp vermeyi imkansızlaştırıyordu. Sular içilmiyordu. Nefes alınamıyor, her gün yeşilin bir tonu yok oluyordu. Gri renk şehri adım adım kuşatıyordu. Lağım kokuyordu şehir. İnsanlar suni parklarda doğa ile tanışıklığını yeniden kurmaya çalışıyordu.

Şehir insanı zamana, doğaya, Allah’a, topluma, tarihe ve kendine yabancılaştırıyordu. İnsanın yeryüzü ve gökyüzü ile irtibatını kesiyordu. Yıldızları seyredemiyor, güneşi göremiyordu. Gündüz güneşten, gece karanlıktan koruyacak yapılar dizayn ediliyordu. Zamanı unutturuyor, toprağa düşman kılıyordu. Toprak en büyük düşmandı. Topraklı hiçbir yer kalmamalıydı. Sadece mezarlar için lazımdı toprak. Artık o da çok görülmeye başlanmıştı. Toprağın olduğu her alan hemen parsellenip satılmalı, paraya dönüştürülmeliydi. İnsanın kendi eliyle yaptığı şeyler ona düşman kesilmekteydi. Her imge insanla karşı bir çatışmanın zemini oluşturuyordu. Zamanın ayırdına varamıyor, yaşadığı zamanı kuşatamıyordu.

Şehirde zulüm vardı. İnsanlar sınıflara ayrılmıştı. Kazananlar- kaybedenler, hükm edenler- hükmedilenler, çalışanlar- kazananlar, efendiler- hizmetçiler… Şehir büyüktü ancak insanların çalıştıkları bir kesim vardı. Onlar en güzel yerde yaşar, yer ve eğlenirdi. Yoksullara sadece karınlarını doyurabilecek kadarını bırakıyorlardı. Onu da büyük lütuf gösterisi ile yapıyorlardı. Şehir artık bir Açıkhava hapishanesine dönüşmüştür. İnsanların gönüllü olarak girdiği hapishaneden kimse çıkmak niyetinde değildir. Ev denilen zindanlarda yaşam adı verilen mahkûmiyetin süresi doldurulmaktaydı. Her gün karın doyumu rızık için efendilerden alabilmek için itaat etmeli ve çalışmalıydı.

Şehir tüketim ekonomisinin mabetleri ile dolmuştu. Nereye dönerseniz dönün, nereye bakarsanız bakın tüketmek zorunluluğu dayatılıyordu. Tüketilecek o kadar şey üretilmişti ki… Ve her gün binlerce yeni olanı geliştiriliyordu. Tüketmek için… Tüketimin efendileri para verdikleri kölelerine verdikleri parayı tekrar ellerinden almak için onlara tüketecekleri yeni ürünler sunuyordu. Şehir yaşamak- yaşatılmak için değil almak- satmak, tüketmek- tüketilmek için vardı. Potansiyel köleleri çoğaltmak için şehre gelin, şehire gidin çağrıları yapılıyordu. Daha çok hizmetçiye, daha çok çalışana, daha çok köleye ihtiyaç vardı.

Şehir evleri yıkmıştı. Hâlbuki şehir evden oluşmuştu. Ama şehir insanlara yaşamaları için üst üste yan yana yığınlarca ev adına kutucuklar inşa ediyordu. Sokak ve mahalleyi yok etti. Bulvarlar inşa etti. Birbirine mahkûm ama birbirinden uzak insanları bir araya getiriyordu. Çoğaldıkça insanlar birbirinden kaçıyordu. Evi olmayanları unutmamıştı. Sokakları, parkları, bankları, bankamatik şubelerini, köprü altlarını onlara tahsis etmişti.

Şehir unutturuyordu… Yaşananların kayda geçmesini istemez. İnsanlar unutsun ister. Şehirde kaldırımlara ölüme terk edilenleri, menfaat çatışmasında ölen- öldürülen canları, oynanan oyunları, hilekârlıkları unutsun ister şehir. Hatırlamasın insan… Şehrin hafızası zayıftır. Söylenenler, yazılanlar olanların çok az bir cüzüdürler. Yanı başında gördüklerini görmemeyi, düşenin elinden tutmamayı öğretir. İnsanı hatırlamaz şehir; şahları, hükümdarları, şeyhleri, zenginleri hatırlar… Yönetenleri bilir, sever ve her daim insana bunlar ölse dahi ölülerine ihtiramı göstermemizi ister ardından yaşayanları bilmemizi ister. Mazlum ve mahrumları ise hiçbir zaman görmez, bilmez ve sahip çıkmaz.

Şehir dini saptırmıştı. Şehir insanı meşgul edecek o kadar çok şeyle donatılmıştı ki insanın rabbi ile bağını kesmişti. Ona ibadeti için bile zaman vermiyordu. Tüketim ilahları ondan hizmet beklemekteydi. Din ruhunu yitirmişti. Mabedlere hapsedilmişti. Mabedler ıssızlaşmıştı. Şehirlerin oligarkları mabedlere de el atmışlardı. Orada tehlikeli add ettikleri düşüncelerin- imanın vücut bulmaması için her türlü önlemi almışlardı. Mabedlerde görevlendirilmiş olanlar, insan ruhunun arayışı olacak sözler ve eylemleri engellemek için bulunuyorlardı. Din artık var oluşun derin isyanını değil teslimiyetin, ikiyüzlülüğün, yalanın, hilenin bin bir yüzünü temsil ediyordu.  

Şehir tüm sesleri yok etmişti. Önce insan sesini… Sonra hayvanların… Doğanın… Denizin… Susturdu şehir her şeyi. İnsanları sadece kendisini dinlesin istedi. Fondan gelen şehir sesinden bir şey anlaşılmıyordu. Zaten her şeyi anlaşılmayacak zeminde inşa ediyordu. En önemlisi isyanın sesini bastırmıştı. İtiraz edenlerin sesini yok etti. Onları aldı; okşadı, sevmiş gibi yaptı sonra da kendisine benzetti. Bir süre sonra görüldü ki isyanın sesi kısılmış.

Şehir ilahları çoğaltmıştı. Yaşadığı her yerde farklı bir ilah insanın önüne çıkıyordu. Hepsi kayıtsız itaat istiyordu. Her ilah bu tapınmanın ritüellerini oluşturmuştu. Bu ritüellere uymayan şehri terk edecekti. Onun hiçbir yerde barınmasına izin verilmeyecekti. Şehrin ilahları birbiri ile iyi geçiniyorlardı, ihtilaflarını karşılıklı menfaat alanını koruyacak şekilde çözümlüyorlardı. Özgürlük taleplerini tehlikeli buluyor anında bastırıyor ya da deforme ediyordu. Patrona, yöneticiye, lidere kayıtsız şartsız itaati öğütlüyordu. Şehirde yaşamanın temel şartı kural adı altında insanları köleleştirme sürecinin tamamlanmasıydı.

Şehir aklın ve kalbin katiliydi. Aklı düşünmez halde bırakıp felç etmişti. Düşünecek bir şey olmadığını salık veriyordu. Onlar adına düşünen birileri vardı. Kalbi hissiyatlar çökertilmişti. Duyguların özgürce salınımlarına izin verilmiyordu. Var olmak için katı, sert, acımasız olunmalıydı. Ahlaki erdemler insanın çöküşüne ve acizliğine hizmet eden unsurlar olarak gösterilmekteydi. Her şey nefis içindi. Her şey nefsi tatmin aracı kılınmıştı. Ve değeri de ona göre belirlenmişti.

Şehir mekânların tanrısıdır ve iktidar alanıdır. Her iktidar alanı gibi bozulmakta, çürümekte, erimektedir. Şehir iktidarını yıkacak yeni mekânlara ihtiyaç vardır. Şehri inşa etmek için şehri terk etmek gerekir. Şehri anlamak için şehirden uzaklaşmak lazımdır. Şehir adına ürettikleri yalanlarla avunsunlar… Muhammed şehri terk etti, Mağaraya sığındı, Medine’sini buldu… Musa şehri terk etti, bir zamanlar çıkarıldıkları Kudüs’e doğru yola çıktı… Buda şehri terk etti, özgürlüğün nefesini soluyacağı yere gitti… Nuh şehrinden çıktı, yeni bir şehrin inşasına girişti… Yusuf şehirden sürgün edildi, gittiği yere adaleti yeniden ikame etmeye çalıştı… Ashab- ı Kehf şehri terk etti, sığındığı mağarada kendi dünyasını yaşamaya çalıştı… İbrahim şehri terk etti, insanlığın kayıp damarını yeniden inşa etti… Şehri terk edenler- edebilenler, şehri yeniden kurabilirler…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s