İNSANLIĞIN ORTAK MÜLKLERİ; HAVA, SU, TOPRAK VE ATEŞ

hava_su_ates_toprak_İnsan arzdaki yaşayış ve yürüyüşünü sürdürüyor. Âlem içinde insan bir cüz iken âlemdeki varlıklar insanın hizmetindedir. Ancak emrinde değildir. Her nesne insan ile bir ilişki, iletişim ve etkileşim yaşar. Yaratıcı, insanın âlem içindeki bulunan her şeyi eşit olarak paylaştırmıştır. Bu paylaşımda her türlü nimeti kullanmada her insan eşit haklara sahiptir. Bu maddesel olarak varlığın oluşumunun temel alındığı hava, toprak, su ve ateş üzerinden belirlenmelidir. Bu unsurlar varlık âleminin bütüncül ana yapılarıdır. Yaşam için bunlardan biri olmadığında, kullanılmadığında hayat eksik kalır, zulüm çoğalır, kaos artar.

Hava:

İnsan nefesinin ana unsuru. Almak ve vermek zorunda. Bu havanın niteliği çok önemli. Canlının yaşamasının en büyük kanıtı.

Hava öncelikle temiz olmalıdır. Tüm canlılar için havanın temizliği varlığın sürekliliğini etkilemektedir. İnsanlardan sayıca az ancak etki olarak büyük bir kısmı havayı insanlara zehir etmektedirler. Zenginliğine katacağı kar oranına karşılık canlıların nefes alıp verdiği havayı kirletmekten beis görmemektedir.

Üretime dayalı ekonomilere sahip devletler havaya her an salınan zehirli gazlara karşılık tedbir almak noktasında pasif davranmaktadırlar. Sadece kendi ülkesindeki değil dünyanın herhangi bir yeri bu zehirli gazların kirlettiği havanın etkisini hissetmektedir. Elde edeceği kar oranını canlılar âleminin yok oluşuna tercih etmektedirler. İşçiliği ucuz ülkelere üretimi kaydırarak, gerekli tedbirleri almaksızın o ülkenin havasını kirletmektedir. O ülke sanki başka bir gezegende bulunuyormuş gibi.

İnsana şehrin havasını zehir edenler, kendileri için steril alanlar oluşturmaya gayret etmektedirler. Hatta artık köylerden şehre çekerek asgari ücretli olarak köleleştirdikleri insanların bu defa topraklarını ele geçirerek zehirli havalı şehri onlara, kendileri nefes alıp verecekleri ortamlara çekilmektedirler. Kendileri için her türlü tedbiri alırken, başka insanların varlığına yönelik tehditleri görmezden gelirler.

Hava sahası, hava koridoru adı altında gökyüzü de parsellenmiş durumdadır. Havadaki dolaşım egemenlerin kontrol mekanizmalarının parçası haline gelmiştir.

 

Toprak:

Toprak insan varlığının yegâne yaşam alanı. Dünya üzerindeki topraklar bütün insanlığın ortak malıdır. Aile, kabile, ulus ve devletlerin böldüğü- parçaladığı topraklarda her insanın hakkı vardır. Dünya üzerindeki topraklar sınırlar içine hapsedilerek bir grup veya devlete hasredilemez. Hangi sınır ilçe, il ve ülkeleri birbirinden ayırabilir. Dünyada ülkeler, kıtalar arası çizilen sınırların, tanımlamaların hiçbir değeri yoktur. O değer sadece topraklar üzerinde mülkiyet hakkı iddiasında bulunarak sanal sınırlar koymaktadırlar. Ülkeler arasına duvar örenler, elektronik gözetleme kulelerinden kontrol edenler, sınırlara mayın döşeyenler, askeri sınırlara dikenler hangi ayrımı yapmaya çalışıyorlar? Dünya tüm insanlık için ortak yaşam alanıdır.

Topraklardaki yerleşim hakkı tüm insanlara aittir. Bir toprak parçası bir ulusun, kabilenin, cemaatin veya devletin olamaz. Bir yerden gelip o yere göç etmek ve yerleşmek isteyen herkese izin verilmelidir. Allah bu dünyanın her yerini insanlığın ortak barınma ve yaşama mekanı kılmıştır.

Bir toprak parçasını, bir işyerini, bir bölgeyi eline geçiren kuşaktan kuşağa aktardığı mülkiyetçilik ile toprağa ipotek koymaktadır. Şehirlerde imar oyunları ile değer kattığı bölgelerin rantını yiyen, hazine arazisini devlete sayıp istediğine bölüştüren anlayışların sömürüsü devam ediyor.

Toprak barınmak demektir. Barınacak bir karış toprağa, birkaç metrekarelik alanlara muhtaç insanlara yer verilmelidir. Ev olarak tüm insanlara mekân sağlanmalıdır. Milyonlarca evsiz insanlığın yüz karasıdır. Ya da evleri mülkiyetinde toplayarak insanların daimi kiracılar olarak barındırmanın varlık âlemindeki sünnetullaha aykırıdır.

Topraklarda üretim yapmanın önü açılmalıdır. Ağa, devlet, şirket ve toprak üzerindeki her türlü hegamonik tavır besleyen güçlere karşı mücadele edilmelidir. Topraktan sağlanan her türlü zenginlik insanlığa paylaştırılmalıdır.

İnsanlık düşmanları türlü kimyasallar ile toprağımızı zehirlediler. Gübre adı verilen kimyasallar ile hem bağımlılık yarattılar, hem de neslin emniyetini tehlikeye attılar. Üretimde verimlilik mavalları ile insanlığı uyutmaktadırlar.

Faizle hormonlaşmış hegamonlar; en verimli, en güzel, en kullanışlı toprakları insanların elinden alarak mülkleştiriyorlar. Şirketler yeni ağalıklara talipli olmuş durumdadırlar. Topraklar insanlığın ortak mülkü olmaktan çıkıp menfaat çetelerinin istilasına uğramaktadır.

 

Su:

Varlığın ab- ı hayatı. İnsanlığın önemli kısmı su kullanmaktan mahrum haldedir. Yeryüzünün 3/2 ‘si su ile çevrili iken insanlığın önemli bir kısmı susuzluk ile karşı karşıya. Evlatlar toprağa veriliyor bir bir. Dudakların istediği bir damla su esirgenmektedir. Zalimler her zaman olduğu gibi bu katledişi canlı yayında seyretmekten utanmamaktadırlar.

Su kaynakları şirketlerin elinde toplanarak insanlığın istifadesinden alıkonulmaktadır. Akan en küçük su damarı işgal altındadır. İnsanlardan, topraktan, hayvanlardan ve bitkilerden çalınmaktadır. Büyük HES hırsızları iş başındadır. Gece yarısı değil güpegündüz insanlığın ortak malına göz dikmektedirler.

Şişelenen sular ile hem varlığın normal akışına müdahale edilmektedir. Her kaynak başına kondurulan fabrikalar o bölgede ne kadar su kaynağı varsa hepsini legal veya illegal yollardan elde etmeye çalışmaktadır. Arzın değişmeyen ortak malı ancak ücret mukabili şirketlerden satın alınabilecektir. Halka ise kirlettikleri nehirlerin, göllerin ve denizlerin suyunu bırakmaktadırlar.

Ulusal veya uluslar arası şirketler dağ, ova demeden her yeri ipotek altına alarak kullanım mülkiyeti oluşturmaktadır. Giderek azalan kaynaklar ve artan nüfusla birlikte sular ancak belli kesimlerin kullandıkları maddeye dönüşmektedir. Şişelere doldurulan sular doğadan ve insanlıktan esirgenmektedir. En çok kar payının olduğu satış alanı olarak ortak mülkten büyük sermaye hırsızları yine işini bilmekte, menfaatlerini genişletmektedirler. Bu su hırsızları Allah’ın, insanlığın suyunu çalmaya devam etmektedirler.

Sular kirletilmektedir. Deniz, göl, nehir ve ne kadar su kaynağı varsa zenginlik ve hükmetme hırsı gözünü bürümüş insanlar tarafından kirletilmektedir. Ceplerine girecek kar oranlarını insanlığın var oluşuna tercih edilmektedir. Bütün uyarılara ve aşikar tehditlere rağmen şirketler suları kirletmeye devam etmektedirler. Pervasızca, hiçbir suçluluk hissetmeden, sorumluluk üstlenmeden sular kirletiliyor.

 

Ateş:

Ateş saflaştırır, ayırd eder. Varlık âleminde insanın ilk imtihanı ateş ile oldu. Ateş ve toprak karşı karşıya geldi. Üstünlük değil işbirliği makul olanken ateşten yaratılan kendini üstün gördü. Ve kavga başladı.

Ateş; insanın ilk aradığı şeylerden biri oldu. Onu insanlığın elinden almak isteyen tanrılara karşı savaştı. Ve insan ateşi tanrılardan aldı, insanlığın hizmetine sundu.

Tanrılaşan insanların sakladığı ateş aynı zamanda bilgiyi de içeriyordu. Tanrılaşanlar bilgiyi insanlığın refahına, kurtuluşuna, hidayetine, mutluluğuna yönelik bir delil, işaret, iz, belge olarak ortaya koymaktan kaçındılar. Bilgi zulmün meşrulaştırıcısı, egemenliğin kılıcı, sermayedarların yalanlarını yutturmak için tuttukları paralı tetikçi aydınlarının- alimlerinin- bilginlerinin aracı oldu.

Ateş; enerji kaynakları… Petrol, elektrik, doğalgaz, kömür, güneş… Dünyanın en büyük savaşları bu enerji kaynaklarının paylaşımında ortaya çıkıyor. Bir bölgede sahip olan onu kimseye kaptırmak istemiyor. Hemen bunu emperyal güdülenmeler doğrultusunda kullanmak istiyor. Enerji kaynaklarını parselleyen, çıkaran, pazarlayan devletler ve şirketler bunu insanlığın ortak malı olarak değil kendi mülkleri gibi kullanmaktadırlar. Kendileri ısınmakta, kullanmakta yoksullar ise üşümekte, mahrum kalmaktadırlar.

Nehirlerin önüne setler çekilmekte, maden yatakları ipotek edilmektedir. Kullanım hakkı adı altında yağmalanmış enerji kaynakları kişi ve grupların kontrolüne verilmektedir. Bu enerji kaynaklarını kullanmak isteyen bir insan bedelini ödemediği takdirde bundan mahrum kalmaktadır. Şehirlerde bir faturası yatırılmayan evlerin elektriği hemen kesilmektedir. O insanın şehirde yaşama hakkı yoktur. Yaşaması için bedelini ödemesini isterler. Hâlbuki arzda yaşam imkânı bulan her insan bu ateşten payına düşeni kullanma hakkı vardır.

Şehirler insanları köle ya da efendi olmak seçenekleri sunmaktan öteye geçmiyor. Enerji kaynaklarını ellerinde tutanlar muhtaçları, mazlumları, mahrumları her an bundan alıkoymakla tehdit etmektedirler. Onlara burada yaşamanın koşulu olarak ya efendilerine teslim olacaklar, ya da bu şehirden çıkacaklardır.

 

Ve;

İnsanlık unuttuğu- unutturulduğu gerçeğe yüzünü dönmelidir. Adem ile Havva’nın çocukları ortak olan mülkler olan; Hava, Toprak, Su ve Ateş üzerinde kavga etmek yerine eşit bir şekilde paylaşımı hedef almalıdır. Yeryüzünde yaşayan her insanın insanların hangi bölge ve ülkede olursa olsun; var olan her şeyin paylaşımını sağlayacak bir düzenin sağlayıcısı- takipçisi olmalıdır. ‘yeryüzünde fitne(hava, toprak, su ve ateşin paylaşımını engelleyenler) ortadan kalkıp, din yalnız Allah’ın oluncaya(tevhid, adalet, özgürlük ve eşitlik sağlanıncaya) kadar onlara mücadele edin’(Enfal-39) emrini hatırlayarak- hatırlatarak ve cihat ederek sağlamaya çalışmak her insanın varlığındaki en temel sorumluluğudur.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s