YENİ BİR DİRİLİŞİN AŞAMALARI; İBDA, İHYA, AŞMA VE İNŞA

İnsanlık girdiği çıkmazı, kaosu, fitneyi, savaşı, vahşeti, zulmü, acıyı, isyanı anlamaya ve çözmeye çalışıyor. Dünyanın hangi bölge ve kesiminden olursa olsun insanlar var oluşlarının ortak kaygısı olan tevhid, adalet, özgürlük ve emek temelinde bir çıkış arıyor. Bu arayışta insanlığın sahip olduğu imkânlar kurtuluşa, dirilişe değil köleliğe, çöküşe götürmek için kullanılıyor. Her daim süreklilik ve yenilik temelinde ilerleyen zaman insanlığa yeni bir perspektif ile meselelere bakmayı zorunlu kılıyor.

Yeni bir diriliş muştusu verecek insanların zihinsel, kalbi, akli, nakli tüm delilleri harekete geçirmeleri gerekmektedir. Bu meyanda insanlığın kurtuluşunun aşamalarını İhsan Eliaçık’ınİslam’ın Üç Çağı kitabında belirttiği 3 aşama(İbda- İhya ve İnşa) ve bunlara eklediğim Aşma üzerinden farklı bir açılımla anlamaya çalışmanın ürünü bir perspektif geliştirmeye çalıştım.

1-İbda:

Sözlükte örneği, benzeri bulunmayan bir şey meydana getirme, icat, yaratı. Taklit etmeksizin meydana getirme, anlamı taşıyan bu kavram İhsan Eliaçık’a göre Kur’an-ı Kerim’in indirildiği dönemi ve Hz. Peygamberin yaşadığı zamanı kapsar. Oysa kanaatimce bu kurucu irade ve kadro sadece bir döneme hasredilemez. Vahiy insanlığın çağı yaşadığı her dönemde aydınlığı, hakikati, tevhidi ile zulme, cehalete, şirke karşı ortaya çıkmıştır. Ancak bu savaş ve dönem sadece bir zaman aralığını kapsamaz. Her daim insanlığın var oluşu ile birlikte vardır ve devam etmektedir. İlk insandan bu yana devam eden süreç kesintisiz sürmektedir. İnsanlığın şirkte, zulmette, isyanda yaşadığı her dönem İbda çağının işaretidir. İhsan Eliaçık’a göre ibda çağlarının özellikleri şunlardı;

İbda çağının sorusu “Allah ne dedi?” idi… Bu soru ve sorun sadece peygamberin ve ashabına ait değildi. Her yeni doğan insanın soracağı ve vazgeçilmez soru bu budur. Çağımızda insanın her daim sorması gereken soru budur? Allah bizim şu andaki durum ve konumumuz için ne diyor? Nasıl tanımlıyor? Bunun cevabı yine Mekke’de sorulduğu gibi bugün Washington’da, Pekin’de, Moskova’da, İstanbul’da, Tahran’da, Paris’te, Kahire’de velhasıl tüm arzda insanlığın yaşadığı her yerde sorulmalıdır. Şu anda insanlığın ve benliğinin kurtuluşunu arayan her insan arayışını bu merkezden harekete geçirmelidir.

İbda çağının yenilenme tarzı “tebdil” idi…(yeni bir şeriat getirmek) Hz. Peygamber’in mesajı önceki peygamberlerden farklı değildi. Farklı olan bu ruhu, damarı, arayışı farklı bir mekânda, zamanda farklı bir dil ile insanların anlayacağı şekilde duyurmasıdır. Şu anda insanlık içinden çıkacak bir kişi veya grup bu zamanın, mekânın ruhunu taşıyacak bir şeriat getirebilir. Bu şeriat metin olarak değişmeyen ve bozulmayan Kur’an-ı Kerim, tarihin şahitlik ettiği Tevhid ve Şirk mücadelesi asli anlamda yaşanan- şahit oluna çağa ilişkin olarak insanlığın bağrından çıkacak sözler- eylemler- tavır ve düşüncelerdir. İnsanlığın bu yenilenme iradesi ve gücü her daim vardır. Geçmiş buna şehittir, gelecek de şahitlik edecektir.

İbda çağının vahyi açıklama tarzı “tebyin” idi… (Allah’ın ne dediğini duyurmak amacıyla açıklamak) Vahiy bir söz, emanet, bilgi, bilinç, şuur olarak insanlığın ve âlemin akışını asli yani tevhidi mecrasına koymak için vardır. Bunu sözü açıklamak, anlatmak, anlamak ve anlamlandırmak zorunluluğu vardır. Allah’ın ne dediği ezan ile işitilmiyor. Milyonlarca insanın alnı secdeye değerken hissedilmiyor. Bu kutlu kelam nice hafızların yüreğinden kopup kalbe dokunmuyor. Karanlık bir kuyudan çıkmak isteyen insanlığa umut olmuyor. Diğer din ve inanışlar karşısında dili lal olmuş sözüm ona dindarlar yalan, sahte, kötü, fitne karşısında teslim olmuşlar. Hakikatin sesini duyurmuyorlar. En iyi bildikleri silaha sarılıp sahte zafer provaları yapmak olmuş artık. Vahyi alıp “Şehre koşarak giren insan” yerine şehrin yalanların aldanmış, sahte kahramanlar geçidi görüyoruz.

İbda çağının temel referans kaynağı canlı vahiydi…Evet ve vahiy hala ilk günkü gibi duru, açık ve net. Her zaman olduğu gibi yine tehdit eden egemenler bin bir suçlama yöneltiyorlar, küçük düşürmeye çalışıyorlar, ezmeye çalışıyorlar, unutturmaya çalışıyorlar, mallarıyla her şeyi satın almaya girişiyorlar, aydınları, filozofları, bel’amları aracılığıyla saptırmaya çalışıyorlar, hegemonyaları için tehdit olmaktan çıkartmak istiyorlar. Ve vahiy hala canlı, her daim canlı… Allah her daim şahdamardan yakın halde insana yardımcı olmaya çalışmakta, ona rehberlik etmekte, yol göstermekte, imanı kalbe kök salmasına gayret etmektedir.

Yine ve yeni bir İbda çağındayız. İbda çağı sadece 23 yıllık bir dönem olamaz. İnsanlığın var olduğu her an ve dönem İbda çağı potansiyelini taşımaktadır. Bu çağ her coğrafyaya göre değişir. Bazıları inşa çağında iken bazıları daha ibda çağlarında olabilir. Emaneti yüklenmiş insan tarihsel süreklilikte bu sürece her daim muhataptır. Müslümanların zihinlerinde dondurdukları, öncesi ve sonrasından kopardıkları bir peygamber dönemi algısı İslamca bir yaklaşım olamaz. Canlı, hareket eden, besleyen, beslenen, her daim içinde inkılabçı bir ruh barındıran, devrimci nefesi hiç eksilmeyen bir devinim vardır. İbda bitmedi ve durmadı.

2- İhya:

Sözlükte; yeniden hayat kazandırma, canlandırma, uyandırma, diriltme, güçlendirme, tazeleme, onarma, imar anlamlarına geliyor. Müslümanlar mağlup olma psikolojisi, cevap verememenin ezikliği, çözüm üretememe- örnekleyememe hallerinden dolayı tasavvurları geçmişe doğru işlemektedir. Geçmişe döndüğünde şu andaki durumu yaratan sebepler üzerinde düşünmekten ziyade parlak ve zafer dönemlerini hayal ederek bir gün o günlere dönme isteğiyle kendi kendilerini oyalayıp dururlar.

Geçmiş sadece bir dönem değil insanlığın var oluş mecrasının aktığı her zaman ve mekânı kapsar. Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle o dönemler birer kıssadır. İbret alınması gereken, mantığın çözümlenerek yaşadığı ana ışık tutan, devam eden insanlık hikâyesinin parçası olarak unutmaması gereken bir geçmiştir. Ancak Müslüman tefekkür geçmişi vahyi merkeze almış gibi görünerek hegemonyacı istek ve beklentilerini karşılamak kullanmaktadır. Zafer dönemleri sarhoşlukları, manipüle edilmiş olaylar örgüsünde Müslüman akıl vahyi anlayamaz.

İhya çağı ise diriltme, canlanma, canlandırma anlamında olup İslam tarihi açısından Hz. Peygamberin vefatıyla birlikte başlayan çağları ifade eder. İslam tarihi insanlığın tarihidir. Her geçmiş ihya edilmesi gereken birçok düşünce ve pratikleri barındırır.

İhya çağlarının sorusu ise “Allah ne demek istedi?” vahyin muhatabı her insan iken üzerinden geçen vakit ile birlikte bu sorunsal halini alır. Allah elçisi rolüne bürünenler insanlara onların vahyi anlamaya ve yorumlamaya müktedir olamayacakları için en iyi kendilerinin Allah’ın ne demek istediğini bilebileceğini belirtirler. Önce Allah elçisinin rolüne bürünenler bir süre sonra Allah’ın gücü ve kudretini kendilerine toplamışçasına hükmetmeye başlamışlardır. Anlam her daim canlıdır. Anlam ile kul arasında kopukluk anacak aracıların çoğalması ile mümkündür.

İhya çağlarının yenilenme tarzı ise “teb’is” idi… ‘Eski şeriatı diriltmek…  Vahiy her daim canlılığını ve geçerliliğini korurken tüm sebeplerin aynı olduğu düşüncesinden hareketle geçmişi her yönüyle taklite girişir. Taklit ettikçe ruhu kaybolur. Cismen var olan ama içinde hiçbir şey olmayan korkuluktan öteye geçemez. Geçmiş artık geçmiştir. Eskilerin masalları- hikâyeleri olmaktan kurtaracak şey; manayı bulmak ve günümüze taşımak olmalıdır.

İhya çağlarının Kur’an’ı açıklama tarzı ise “tefsir” idi… (Allah’ın ne demek istediğini açıklamak)Tefsir her dönemin çabasıdır. Tefsiri yazanın kişiliği ve kimliği kadar yazıldığı dönemin şartlarının ruhunu taşır. Her anın ve dönemin tefsiri yazılmalıdır. Tefsirleri değişmez ve her daim kabul görmesini beklemek anlamı dondurmak, zamanı durdurmaya çalışmaktır. Bu mümkün olmadığı için aldanış ve aldatış devam eder.

İhya çağlarının temel referansları ise “Kur’an, sünnet, icma ve kıyas” diye Şafii tarafından doktrine edilen ve edille-i erbaa diye bilinen formülasyondu…Vahiy, insan ve tecrübesini hakikat zaviyesinden değerlendirir. Ona hakikatin kapılarını ardına kadar açar. Almak ve istifade etmek isteyenlerin önüne serer. Zaman içinde aynı isimlendirmedeki(Sünni- Şii formülasyonun alt ve üst isimleri) sapmada görüldüğü gibi hakikatten kopan algılar geçerliliğini sürdürmektedir. Geçmişte yaşananı kan davası formatına dönüştürerek algılamak İslami ve insani referanslara sığamaz.

3- Aşma:

Aşma-k kelimesi sözlükte; yüksek, uzun, engelli, zor bir yeri geçmek, öte tarafa geçmek, ötesine geçmek, üstüne çıkmak, zoru başarmak anlamlarına gelmektedir. Yaşanmış, alışkanlık halini almış, gelenekleşmiş, tekrar edilen, kalıplaşmış, taşlaşmış, katılaşmış bir geçmişi ve zamanı yaşamak durumundayız. Her an “ataların dini” refleksi hareket alanımızı belirlemektedir. Hareket kabiliyetimizi sınırlamakta, düşünme becerimizi teslim almakta, yeni bir şey söyleme iradesini önlemektedir.

Her doğan insan yeni bir hayatın müjdecisidir. Toplumlar, devletler, medeniyetler ebedi olarak aynı mantık olarak aynı çizginin ancak bunun pratikleri açısından herkes kendi imtihanını ve örnekliğini kendisi vermektedir. Devam eden sürecin bir parçası olunduğu için anne- baba- toplum ve devlet bu devamlılığı esas alır. Bu devamlılık için insanın- toplumun akıp giden, yapılan, söylenen şeyler üzerinde çokça bir şey yapma- etme- söyleme payı bırakılmaz.

Aşma iradesi, becerisi, tavrı, aklı insanın vazgeçilmez hasletlerindendir. İnsan- toplum yaşadığı ana, zamana, mekâna, olaya, hükme, tavra, duruşa ilişkin kendi sözünü söyleme ve pratiğini ifade etme kararlılığını gösterir. Var olanla yetinme ve devamını sağlama değil onun üstüne çıkabilmek, geleneğin taşlaşmış halinin toplumun önüne yığılarak dağ halini aldığı zamanda bu yüksek ve zor bir yeri geçmek, mevcut olanın en mükemmel hal aldığını düşünerek altında ezilmek değil bunun bir süreç parçası olarak değerlendirip üstüne çıkmak, hazır olanın kolaycılığına, rahatına, konforuna kapılmadan zoru başarmaya talip olmak Aşma iradesinin tecellilerindendir. Aşma iradesi olmadan yol alınamaz, hicret edilemez, medeniyet kurulamaz.

4- İnşa:

Sözlükte İnşa; yapma, bina etme, kurma, kaleme alma, yazma anlamlarına gelmektedir. Kötülüğe mayalık eden, zulüm üreten, insan ruhu ve vicdanını daraltan, zamanın darbelerinden nasibini alan, şirkin merkezi olan yapıların yıkılarak- yok edilerek yerine yeni bir inşa süreciyle birlikte adaletin- hakkaniyetin- özgürlüğün- emeğe saygının hâkim olduğu yeni bir düzen inşa edilmelidir. Varolanı yamalayarak, temeli aynı kalarak restore etmek, dışından- içinden eklemeler yapmak yapının ömrünü uzatır lakin yıkılmaktan kurtaramaz.

İnşa çağının yenilenme tarzı ise “tecdid”dir… Yani yenileme, yeni hale getirme… Bu yenilikçi çizgi fıtrat- vicdan- ortak akıl- ortak iyi çerçevesinde hareket kapasitesini oluşturmaktır. İnşa sürecinde yenilikçi tavır oluşmadığı zaman sadece ihyaya dönük bir anlayışla tekrardan öteye geçemeyecektir. Tarihsel tekrarcılık inşacı karakterin düşmanıdır.

İnşa çağının Kur’an’ı açıklama tarzı ise “tevil”dir… Yorumlama ve anlama çabası tüm toplumsal sınıflara has kılınmalıdır. Siyasal egemenlere, akademik oligarşilere, dini tapınaklarda ahkâm kesenlere ait olmamalıdır. Yaşayan ve kitaba muhatap her insanın “apaçık ayetler”le muhatap ve sorumluluk olarak eşit durumu yeni inşacı sürecin önemli safhalarındandır.

İnşa çağının referansları ise “akıl ile vicdan, maslahat-ı mürsele ve makasıd-ı şeria’dır…Yaşayan Kur’an ruhunu akıl ve vicdanda her yeni çağda inkişafının, zaman ve mekandaki değişimin izleğini taşıyan, insanlık yolunun değişmeyen ana temellerini hedef alan bir inşa hareketinin gerçekleşmesi elzemdir.

Sonuç bağlamında

Her yeniden yaratılışta olan âlemin tevhid, adalet, özgürlük, emek temelli inşa çabası insanlığın en büyük davasıdır. Bu dava insan var oldukça devam edecek büyük bir mücadeledir. Bu mücadelenin sürmesi için ibda, ihya, aşma ve inşa süreçlerini barındıran bir algı ve pratik oluşması kaçınılmazdır.

İbda, ihya, aşma ve inşa aşamaları her yaşanan ve birbirine geçmiş halde oluşumları barındırmaktadır. Birinin başlaması veya bitmesi için rakamlar, yıllar, istatistikler tanımlamaya yetmeyecektir. Bu süreçleri birbiriyle ilişkilendirerek ve her daim yaşanan süreklilik içinde değerlendirerek insanlığın hakikat arayışı anlamlı ve sahici olacaktır.

İnsanlığın inkılabcı- devrimci tutumunun gerçekleşmesi ancak bu akli ve vicdani döngüyü sağlaması ile mümkündür. Yeryüzündeki tüm dinlerde oluşum dönemlerindeki öncülerin tutumu terk edildiği için bu dinler huzurun, adaletin, hayrın, iyiliğin teminatı ve taşıyıcısı değil hegamonyacıların, egemenlerin, iktidar düşkünlerinin, dinsel tapınak koruyucularının çıkarlarını koruyan ve korkularını giderecek birer argüman, hile, fitne, kaos halini almışlardır. Nuh, İbrahim, Konfüçyüs, Davud, Sokrates, Mani, Asiye, Musa, Zerdüşt, Meryem, İsa, Yusuf, Muhammed, Aişe, Ömer, Ali, Ebuzer, Ebu Hanife, Cemaleddin Afgani, Mehmet Akif, Hasan el- Benna, Seyyid Kutub, Geranimo, Martin Luther King, Gandi, Nelson Mandela, Said Nursi, Humeyni, Aliya, Rachel Corrie tarih içinde insan olarak sorumluluklarını yerine getirmek için bulundukları zamanda ibda-ihya- aşma ve inşa karakterini mecz ederek yeni bir dirilişin çığırını açmaya çalıştılar. İnsanlık yeryüzündeki var oluşuna devam ettiği için aynı çizgi mücadelesi devam etmektedir ve bu emaneti yüklenecek sorumlularını aramaktadır.

Not: İtalik cümleler İhsan Eliaçık’ın İslam’ın Üç Çağı(Çıra Yayınları) eserinden alınmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s