İSLAM’IN ZAMANI

MESCİD-İ DIRAR…

Allah adı ile aldatmak veya Mescid-i Dırar’lar….

“Ameller niyetlere göredir.”

Türkiye’de sahip olmak istediklerini gerçekleştirmek için kamuoyunca duyarlı olunan konular – yolsuzluk- yasak ilişkiler- üzerinden mühandislik çabalarına öncelikle niyet ölçüsü ile bakmalıyız.

Bunları yayan- propaganda eden- pazarlayan- birikitiren kesim veya kesimlerin niyeti nedir?

Eğer niyet halis- Allah rızası- Halk yararı değil bireysel veya grupsal menfaatler ise bunlara karşı dikkatli olunmalıdır ve planları bozulmalıdır.

“Sizi Allah ile (Allah’ın adını kullanarak) aldatmasın.”(Fatır- 5)

İnsanlar- müslümanlar birbirlerini veya başkalarını Allah adı ile aldatmaktadırlar.

Kurumları- mescidleri; 

Mescid-i Dırar’a dönüştürenlere karşı dikkatli olunmalıdır.

ALİYA’DAN UYARI

ALİYA’dan Ak Parti ve Fethullah Gülen Cemaati ile diğer Cemaat- Tarikatlara Uyarı… 

“Din de, ihtilal de acılar ve ızdıraplar içinde doğar. 

(Türkiyeli müslümanlar birçok acı, baskı, işkence ve ızdırap içinde yaşadılar.)

İkisi de refah ve konfor içinde yok olup gider. 

(İktidara geldiklerinde vey ortak olduklarında elde ettikleri mülkün- imkanın- gücün sağladığı konfor içinde tükenirler.)

Gerçekten devam eden, sırf onların gerçekleşme çabasıdır.

(Gerçekleşmesi istenen idealler, düşünce olarak yerini korur.) 

Onların gerçekleşmesi ise, aynı zamanda ölümleri demektir. 

(Ancak bu idealler gerçekleştiğinde bu din ve inançların sahipleri;

süreklilik, yenilik, tevhid ve adalet içinde gelişmek yerine 

mevcut olanı korumaya ve başkasından esirgemeye başlarlar.)

Din de, ihtilal de gerçekleşirken, kendini boğacak müesseselerini doğurur.

(Bu taşlaşma- donuklaşma dönemi inanç sahiplerini kurumlar üzerindeki

emniyet- ordu- yargı- bürokrasi üzerinden kendini hakim kılma refleksi ile

hareket ederek yokoluşa doğru yol almaya başlar.)  

Resmi müesseseler ne ihtilalci ne de dinidir.

(Halbuki bu kurumlara güvenerek hakimiyet- güç tesis edilemez. Halktan ve Haktan kopukluk onu yabancılaştırır.) “

———-

KUR’AN TASAVVURLARI…

Türkiye’de Yaşayan grupların- kurumların- cemaatlerin Kur’an ile ilişkisi…. 

Diyanet İşleri Başkanlığı- Kur’an sadece bireysel- sosyal hükümleri okunur. Dikkate alınır. 

Nurcular- Risale-i Nur, Kur’an’ın çağımız tefsiri olarak değerlendirildiği için Kur’an meali- tefsiri okunmaz. 

Menzil Grubu- Kur’an’ı sadece Arapça’sıyla okumak vardır. Onun dışında anlam- yorum bulunmaz. Bunun yerine zikir ihdas edilir.

İsmailağa Cemaati- Meal- tefsir okumak sapmakla eşdeğer görülür. Arapça okumaya önem verilir ama yorum yapmak sadece alimlere has kılınır.

Süleymancılar- Kur’an’ın anlamı üzerine değil sadece arapça okunması öne çıkarılır. 

Kadiriler- Nefis merkezli ayetleri şeyhlerin yorumu esas alınarak anlaşılmaya çalışılır.

İskenderpaşa Cemaati- Tarikatlar içinde Kur’an ile direkt ilişkilenmeye çalışan tek tarikattır. Bu konuda organize çabaları vardır.

Milli Görüş- Anadolu Platformu- Akabe- Özgürder- İnsan ve Medeniyet Hareketi: Kur’an’ın anlamı üzerine yoğunlaşılır. Bu noktada yorumlar tefsir ve meal merkezli yapılmaya çalışılır.

Aleviler: Çok az bir kısmı dışında aleviler Kur’an okumazlar. Değiştirildiğini düşünürler. 

Solcular: Emek merkezli yaklaşımla okuyanları vardır. Ama çoğunluğu mealini okumazlar.

Laikler: Kur’an’ı okumayı gericilik olarak nitelendirirler. Yaklaşmazlar.

Pkk: Kur’an’ı önce toplumu afyonlaştıran kitap olarak görür ve iddia ederken Kürt halkını dindarlığı karşısında bu iddiayı, okumasalar bile halka karşı dile getirmiyorlar.

Türkiye Toplumu: Kur’an-ı kurslar aracılığıyla arapça haliyle okuyan sayısı her geçen gün artmaktadır. Ancak bunu da çoğunluğu yaşı ilerledikçe okumazlar. Mealini- tefsirini- yorumunu ise çok az kimse okur. Ama önemli bölümü(%80)’i Kur’an’ı anlam- mealini okumaz. Sadece duydukları ile yetinir.

HOKUS- POKUS İSLAMI

Türkiye İslamı’nda yükselen trend; Hokus- Pokus İslamı…

Adamlar sabahtan akşama kadar 

ölen veya yaşayan hocaefendilerin, şeyhlerin, zatların; kerametlerinden,

mucizevi müdahalelerinden, gelecekteki kurtarıcı misyonlarından, 

Allah ile özel irtibatlarından, gaybi hallerinden bahsederek insanları İslam’a davet ediyorlar ve İslam’ı bu şekilde tanımlıyorlar.

Ölen ya da yaşayan şeyhlerin, zatların Hokus- Pokus mesabesindeki bu halleri; İslam’ı mesajını gölgeleyen, örten, kirleten ve zulme yol açan pratiğin ortaya çıkmasına neden oluyor.

ALLAH’I CİDDİYE ALMAK!

La ilahe illallah demekle kurtulacağımızı mı düşünüyoruz?

Dinini bilip yaşamayanlara, kitabın mesajını çıkarına ve korkularına göre değiştirenlere, mülke tapınıp Allah’ı unutanlara vaad ettiği cehennemin olacağına inanıyor muyuz?

İnandığımız gibi yaşamayarak, günahlarımızı biriktirerek bir gün yapacağımız tevbe ile kurtuluşa ereceğimizi mi düşünüyoruz?

Ne yaparsak yapalım, Allah’ı aldatarak kurtulacağımıza mı inanıyoruz?

Müslümanların büyük çoğunluğu Allah’ı ciddiye almıyorlar.

Allah’ı ciddiye almayanları Allah’da ciddiye almaz ve muhatap almaz.

Allah’ın ciddiye almadığı ve muhatap olmadığı insanlar 

herkesi kendi ateş çukurlarına çekmeye çalışırlar.

ŞÜPHE ET!

Şüphe Et!

Sonra İman Et!

Okuduklarından şüphe et!

Bildiklerinden şüphe et!

Sosyal medyadan şüphe et!

Seyrettiklerinden şüphe et!

Duyduklarından şüphe et!

Hissettiklerinden şüphe et!

Gördüklerinden şüphe et!

Gösterilerden şüphe et!

Yazılanlardan şüphe et!

Haberlerden şüphe et!

Alim ve aydınlardan şüphe et!

Fotoğraflardan şüphe et!

Beraber yürüdüklerinden şüphe et!

Önderlerinden şüphe et!

Korkularından şüphe et!

Sevgilerinden şüphe et!

İddialardan şüphe et!

İyilik gibi görünen şeylerden şüphe et!

Vesveselerden şüphe et!

Aklından şüphe et!

Nefsinden şüphe et!

Kalbinden şüphe et!

Atalarından şüphe et!

Şüphelerinden şüphe et!

Şüphe et!

Sonra İman et!

Şüphe; bizi imana, hakikate, itaate, teslimiyete götürür.

Çünkü; 

yalan ile gerçeğin,

tevhid ile şirkin,

doğru ile yanlışın

ayrılması için

şüphe şarttır.

Gerçek şüphe hakikate,

Nefsani- şehvani- hayvani- şeytani şüphe

delalete götürür.

SİYER- HADİS KAYNAĞI OLARAK KUR’AN-I KERİM

Hz. Muhammed’in hayatını eksiksiz şekilde tanımak için 

yegane kitab: Kur’an-ı Kerim

Kur’an-ı Kerim; baştan sona peygamberin mücadelesinin özetidir.

Peygamberin hayatını Kur’an’dan değil,

temelde rüyalardan, menkıbelerden, senetsiz rivayetlerden 

öğrenenler Hakikat Peygamberini tanıyamazlar.

ALLAH’I ALDATMAYA ÇALIŞANLAR…

Allah’ı Aldatmaya Çalışanlar…

Allah ile Aldatmaya Çalışanlar..

İnsan ne yaptığını, ne konuştuğunu- ne düşündüğünü iyi bilmeli… 

Yani şuurlu olmalı…

Her Allah için denilen Allah için değildir.

Güya Allah için;

İnsanları boğazlayanlar,

Dinlemeler yapanlar,

Himmet adıyla soyanlar,

ümmetin aleyhine plan yapanlarla iş tutanlar,

Hocaefendi- şeyh- aydın- lider diye hiç bir sözünü eleştiriye tabi tutmadan itaat edenler,

Yaptığı yanlışı- haramı- zulmü halen şeytan gibi kibirlenerek savunanlar,

Allah’ın insanlara şefaatçi olarak gönderdiğini iddia edenler,

Tabi olduğu cemaatin- tarikatin kimin için, kimin adına çalıştığını bilmeden tabi olanlar,

Her kandilde yaptığı tevbelerle tamamen temizlendiğini düşünenler,

Şeyhinin köyüne gidip tarlasında çalışmakla arındığını düşünenler,

Cumadan Cumaya kıldığı namazlarla kurtulacağına inananlar,

Zekat vermemek için malını hile-i şeriye ile el değiştirten,

bir ömür boyu günahkar yaşayıp Kabe’yi ziyaret edip Hacı olarak temizleneceğine inananlar…

“Ey insanlar, Allâh’ın va’di gerçektir; 

sakın dünyâ hayâtı sizi aldatmasın,

o aldatıcı(Nefsiniz- Lideriniz- Hocaefendiniz- Arkadaşlarınız- Anne/babanız- Okulunuz)

sizi Allâh ile aldatmasın.” (Fatır- 5)

“Bunlar Allah’ı ve inananları aldatmaya çalışırlar, 

oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değildirler.” (Bakara- 9)

HANGİ PEYGAMBERE İMAN EDİYORSUNUZ?

Kur’an’daki peygambere mi?

Nefislerinizdeki peygambere mi?

Çıkarlarınıza uygun olan peygambere mi?

Korkularınızın esiri olan peygambere mi?

Şeyhinizin- hocaefendinizin- alimleirn zihnindeki peygambere mi?

Halkın işine geldiğinde uyduğu, işine gelmediğinde hatırlamadığı peygambere mi?

Devletlerin- iktidarların sistemle uyumlu hale getirdiği peygambere mi?

İnsan peygambere mi? Olağanüstü peygambere mi?

PEYGAMBERİ SEVMEK DEMEK…

Herkes Resulullah’a olan sevgisini ifade etmek için bütün literatürü kullanıyor.

Sevmek; bilmektir, örneklemektir.

Lakin;

sorun şu ki;

bu nasıl sevgi ki; O’nun gibi mütevazı olamıyoruz.

bu nasıl sevgi ki; O’nun gibi paylaşamıyoruz.

bu nasıl sevgi ki; O’nun gibi mücadele etmiyoruz.

bu nasıl sevgi ki; O’nun gibi adanmıyoruz.

bu nasıl sevgi ki; O’nun gibi mülke yaklaşmıyoruz.

bu nasıl sevgi ki; O’nun gibi ailemize yaklaşmıyoruz.

bu nasıl sevgi ki; O’nun gibi yönetmiyoruz.

bu nasıl sevgi ki; O’nun gibi hükmetmiyoruz.

bu nasıl sevgi ki; O’nun gibi şükretmiyoruz.

O peygamber, ben O’nun gibi olamam diyorsan,

o zaman O’nu seviyorum, deme hakkına sahip değilsin.

Eğer gerçekten seviyorsan.

O’nun gibi olabilirsin, O’nun ashabı gibi olabilirsin.

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s