TÜRKİYE’NİN VARLIK SORUNU

türkiye.jpg

LİNÇ TABURLARI!

Linç Taburları! Hücum!

Türkiye’de ağzını açan;

lanet, beddua, linç, gözdağı, tehdit, öfke ile konuşuyor.

Linç sınıfının ciddi rehabilitasyona- tedaviye ihtiyacı var.

Bu akıl- mantık;

diyaloğa- konuşmaya karşı alerjisi oluşmuş durumdadır.

Nefret Edenler ile Edilenlerin; bu zeminde buluşması zordur.

Birbirini var etmeye değil yok etmeye ayarlı yaklaşım,

sadece bu duyguyu taşıyanları yok eder.

Nefret değil Buğz edin!

Önce Dua sonra Beddua edin!

Lanetlemeyin, nasihat edin!

REZİDANS ve MAĞARA

Rezidans İnsanı mı ileri?

Mağara insanı mı ileri?

Modern zaman insanı kibirli davranarak,

Diğer zamanlarda yaşayanları;

İlkel, Mağara, Orta Karanlık Çağ, Taş devri

diyerek üstün olduğu hissine kapılıyor.

Beyhude…

İlk insan ile bugünkü arasında fark yoktur.

Şimdiki insanlık, sadece arada geçen zamanın tecrübesini taşıyor.

Rezidans insanı ile Mağara insanının imtihanı- fıtratı- ahlakı- aklı- nefsi aynıdır.

DEVLET ODUR Kİ!

Devlet;

O’dur ki;

Tevhid üzere olsun.

Adalet ile yönetilsin.

Özgürlüklerin teminatı olsun.

Herkesin olsun.

Mülkü- rızkı Hakça paylaştırsın.

Kimsenin hakkını kimsede bırakmasın.

Zalimlere korku salsın.

Bilgiyi- yönetimi mülkiyete dönüştürmesin.

İnsanların elinden ve dilinden emin olsun.

Ezilenlerin yanında olsun.

Emeklerin sömürülmesine fırsat vermesin.

Hizmeti halka götürürken ayrım gözetmesin.

O, devleti bahsedilen sıfatları şahıslarında- ailelerinde- işyerlerinde yaşayan insanlar kurabilir.

O nedenle O insanları aramak lazım.

O insanları bulduğumuzda O Devlet’ide bulmuşuz demektir.

KALEM ve PARA

Elleri Kitap Tutanlar…

Elleri Para Tutanlar…

Şehirlerde kitabevlerinin temsil ettiği canlılık öldü.

Kitap eksenli hareket anlayışı kendisini sermaye merkezli hareket anlayışına bıraktı.

Önceleri fikirsel anlayış öne çıkarken,

1980’li yıllar birlikte sermaye olmadan olmaz anlayışı ile kitap merkezli arayışlar,

sermaye birikimi sonrasına ertelendi.

Sermaye birikmeye başladı ama para tutan eller kitaba artık gerek görmemeye başladı.

Önceleri elleri kitap okuyanlar akıl verirdi, şimdi elleri para tutanlar akıl veriyorlar.

Elleri para tutanlar, elleri kitap tutanları pratikten- hayat gerçeklerinden bihaber olmakla suçluyorlar.

Elleri para tutanlar, elleri kitap tutanları küçük görüyorlar.

Onların kendileri kadar becerikli ve üstün olmadıklarını açıktan söylemeselerde düşünüyorlar.

HANGİ KALE’DE YAŞIYORSUNUZ?

“Kale” bu toprakların insanlarının tasavvurunda önemli yer tutuyor.

Dergiler “Hür tefekkürün Kalesi” olarak görülür.

Şehirler bir kesimin “kale”sidir. İzmir Laik- ulusalcıların, Ankara Laiklerin, Antalya CHP’nin, Diyarbakır BDP’nin, Tunceli Alevi’lerin…

İlçe ve mahallelerde “Kale”ler vardır. İstanbul’un her ilçesi bir kesimin “kale”sidir.

Gazeteler, internet siteleri birer “kale”dir.

Partiler, STK’lar en büyük kalelerdendir.

Kale; bir yere sıkışmış, sığınmış, daralmış, çekilmiş bir algının tezahürüdür.

Kale’ler kaçma ve sığınma yerleridir.

Kale’lere sığınmış fikirlerin yeryüzünü kuşatması mümkün değildir.

BAĞIMSIZ ve TARAFSIZ YARGI

“Bağımsız ve Tarafsız Yargı”

sözü kadar dünyada söylenen başka bir yalan yoktur.

Ama,  öyle de inanmak isteriz.

Çünkü Adalet’in tesis edileceği makamların kararları her kesimi etkilemektedir.

Yargı; egemenlerin, lobilerin, sermayenin, ferin güçlerin her daim emrindedir.

Cezaevlerinde veya dışında yargının adaletten yoksun kararlarının altına imza attığı binlerce karar vardır.

Özel cüppe- mevki- makam- eleştirilmezlik- ulaşılmazlık görüntüsü

içinde insanın barındırdığı tüm sapma- saptırma risklerini

taşıyan yargının her kararı şüphe ile okunmalıdır.

HAK ve HALKIN EMANETİNE SAHİP ÇIKMA ZAMANI

Din- İdeoloji- Ahlakı yeniden konuşma ve pratize etme zamanı…

Halk; İslamcı- Dindar kesime İktidarı- Yönetimi- Hazineyi emanet etti.

Bunların adaletli davranacaklarını, haksızlıkla yemeyeceklerini, paylaşımda adil davranacaklarına inanıyordu.

ama

Gerek parti, gerekse cemaat- tarikat ve STKlar bu emanete sahip çıktığı yönler olduğu gibi çoğu yönden gereği gibi sahip çıkmadı.

Özellikle bireysel- grupsal menfaatler öne çıktığında herkes tıpkı Uhud okçuları gibi mücadeleyi- safları bırakıp, mülke ortak olmaya çalıştılar.

Halkın verdiği kredi henüz tükenmedi.

İktidar- hükümet- kadro değişti ama

liberal- kapitalist ahlak üzerinden mücadele devam etti.

Müslüman inanç ve ahlak bir yana bırakılarak Piyasa Dini doğrultusunda hareket edilmeye başlandı.

Din- İdeoloji- Ahlakı yeniden konuşma ve pratize etme zamanıdır.

Bunu ertelemeye devam ederse Hak ve Halk bu emaneti geri alacaktır.

BARIŞ NE ZAMAN?

Devletler ve örgütler öldürmekten ve ölmekten yoruldukları zaman “Barış”ı dile ve akla getiriyorlar.

Öldürmeden “Barış”ın dile ve akla geldiği günlerin yaşanacağı günleri özlemle ve umutla bekliyoruz.

CEMAAT ve DEVLET

Cemaat- Devlet İlişkisi Yeniden Belirlenirken…

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak…

Cemaatler- tarikatların 1925’te resmi olarak kapatılmasından sonra,

şimdi gayr-ı resmi olarak kabul edildi.

Laiklerin siyasetin tehdidi olarak gördükleri Tarikatların- Cemaatlerin şimdi yeniden konumunu belirlemesi gerekecek.

İslamcıların- sağcıların hâkim olduğu yeni düzende Cemaatlerin- Tarikatların konumu devlet içinde yeniden belirlenecek.

Bu durumda;

ya

Osmanlı’daki gibi devletin makbul veya tehdit saydığı…

Bazıların devlet içine eklemlendiği…

Eklemlenen tarikatın- cemaatin diğerini saf dışı etmeye- temizlemeye çalıştığı…

Cemaatlerin devlet katında makbul sayılmak için sıraya geçtiği…

ya da

grupların- cemaatlerin- tarikatların baskı grubu olarak değil, yetiştirdikleri bireyleri

kamunun hizmetine sunduğu, devletten taleplerin olduğu ama bunları tamamen belirli bir gruba vermediği dönem olacak.

Yeni Türkiye’de inşa edilirken herkes kendisini yeniden yerini belirleyecek.

Yaşadığımız zaman Osmanlı İmparatorluğu şartlarından farklı…

Bu farklılığı anlamayanlar tasfiye olacak…

KEMALİZM NEYİ BAŞARDI?

Kemalizm’in dizayn- inşa ettiği sistem çökmeye devam ediyor.

Ulus inşa etmek istedi. Olmadı.

Din inşa etmek istedi. Olmadı.

Meclisi kullanmak ve tek partili olmak istedi. Olmadı.

Cemaat- Tarikatları yok etmek istedi. Olmadı.

Eğitim inşa etmek istedi. Olmadı.

Dil inşa etmek istedi. Olmadı.

Ama Kemalizm’in inşa ettiği ve başardığı alanlar da var.

Kültür- Eğlence- Müzik- Spor inşa etmek istedi. Başardı.

Sermaye inşa etmek istedi. Başardı.

Batıcı bir devlet- millet istedi. Başardı.

ASGARİ ÜCRET KÖLELİĞİ!

Asgari Ücret Penceresinde Kölelik Hukuku…

Asgari Ücret adıyla tanımlanan ücret miktarı, şehirdeki kölelerin çalışmalarının karşılığı…

Bu ücret ile bir ailenin kurulması ve yaşaması mümkün değil…

Geçinmek için insanlık onurunu ayaklar altına alan, aşağılık- hayvani- insanüstü çalışma koşullarında çalıştılıp ardından çoğu kez bundan da aşağı miktara çalıştırılan milyonlarca insan var.

Ortaçağ’da kaldığını düşündüğümüz kölelik modern zamanın çizdiği imaj- maske ile çoğalarak yaşamaya devam ediyor.

Fabrikatörler- Sermayedarlar hiçbir zaman onları rahatsız etmeyecek bu miktarın arkasına sığınarak ücret politikalarını belirlemeye devam ediyorlar.

Daha fazla vermenin imkanı olduğunda hep Asgari Ücret’i bahane ederek artırmaya karşı çıkıyorlar.

Çalışanı emeğin ortağı görmüyorlar.

Onlar İlah- Rab olarak herşeyin sahibi, hükmü elinde olan, yönlendiren, bilen, üreten insanlardır.

Öncelikle sermaye sahipleri- farikatörler- holdinglerin çalışanı işinin ortağı görmesi gerekiyor.

Oysa günümüzde bu sermayeye göz dikmiş bir düşman, ezilmiş bir mahluk, yeteneksiz bir birey olarak görüyorlar.

Her an tehdit teşkil etmektedirler. Her türlü tedbir alınmalıdır.

Sendikal haklar başta olmak üzere her türlü haklardan mahrum bırakılmalıdır.

Müslümanlığımızın- İmanımızın test edildiği en hassas nokta burasıdır.

Allah, asgari ücretli ve hatta çoğu asgari ücretin altında çalıştırılan mahrumların, yoksulların, mazlumların rabbidir.

Kapitalizme iman etmiş, Liberalizme teslim olmuş, çalışanını ezenlerin sömürenlerin dini, bizim dinimiz olamaz.

Onların dini onlara, bizim dinimiz bizedir.

İSLAMCILAR DEVLET YÖNETEBİLİR Mİ?

Dindarlar- İslamcılar- Muhafazakar devlet yönetiminde hala meselenin özüne intibak edemediler.

Kanunların- tüzüklerin ve mevzuatın değişimi beklenen düzeyde değil.

Değişimi sadece kadro değişimi olarak algılıyorlar.

Değerlerin- Algıların- İlkelerin kurumların ruhuna etkisini gerçekleştiremediler.

Bunun için öncelikle Eğitim- ekonomi- siyaset alanında örneklik ve önderliklere ihtiyaç var.

REFERANSLAR!

Yeni Türkiye için;

Referans modeller;

Emevi- Abbasi- Selçuklu- Osmanlı- Avrupa Birliği- İslam Birliği

olamaz.

Özgün, çağı ve tüm dünyayı kuşatan, adil, özgür ve tevhidi bir yeni model arayışımız olmalıdır.

CUMHURİYET

Cumhuriyet; yeni bir Diriliş ve Kuruluş için mayalanma dönemidir.

1920’nin Osmanlı’sı artık devam edemeyecek şekilde tükenmiş bir sürecin adıdır.

Osmanlı; Yeni Türkiye’nin rol modeli olamaz.

Yaşattığı bazı değerler vardır ki bunlara sahip çıkmak insani ve islami zorunluluktur.

Cumhuriyet döneminde reklam arası eğlencelik bir dönem olmadı.

Her kesimin büyük bedeller ödediği kurucu idealler, ideolojiler çağıdır.

MESELE; MÜSLÜMANLAŞMA

İnsanlığın Müslümanlaşması…

Anadolu halkının inancının hurafelerden- alışkanlıklardan- cehaletten kaynaklanan unsurlardan arınması…

Türkiye Cumhuriyeti devletinin Müslümanlaşması…

Aile- Eğitim- Ekonomi- Kültür- Siyasetimizin Müslümanlaşması…

İslam’ın yaşanması için mücadele edenlerin Müslümanlaşması…

KADINI KİM TEHDİT EDİYOR?

Kadın’ı koruma adına güvenlikçi anlayışla,

Kadın ve Erkeği birlikte değil ayırarak değerlendirerek,

Erkeğin şiddetini tartışırken Kadının tacizini gözardı ederek,

Birlikte yaşamanın temel mayası olan din- ideoloji- dünya görüşünü tartışmayarak,

Televizyon ve sosyal medyada hakim olan dili- görseli-üslubu görmezden gelerek,

Kadın- Erkek İlişkilerinde adalet esasında bakmayarak,

yeni cinayetlere davetiye çıkarıyoruz.

BAŞBAKAN AHMET DAVUTOĞLU’nun Dikkatine…

Ak Parti, hızla ANAP’laşıyor. DYP’leşiyor.

Muhafazakar fitnecilerin- çıkarcıların eline düşüyor.

Yeni Türkiye’nin kurucu iradesi,

adalete ve emaneti ehline teslim etmekten geliyordu.

Ak Parti teşkilatları- Milletvekilleri- Danışmanlar-

bürokratlar- müdürler- sendikalar

devleti herkes yanındakine pay etmek için mücadeleye giriştiler.

Bunu yaparken de işinin en ehil kişileri olarak kendileri olduklarını iddia ediyorlar.

Yeni Türkiye’ye çullanan, darbe artıkları, iyi gün kurnazları, ikiyüzlüler, fırsatçılar

devlet içinde yer kapmaya çalışıyorlar.

Devlet içinde halka hizmet için görevlendirilenler, işinin ehli olmayan, vasıfsız, soyguncu, kayırmacı taifesinden oluşuyor.

Oysa, örnek olarak okul müdürlerinde bile, dindar- muhafazakar müdürlerin çoğunluğu beceriksizliklerinden dökülüyorlar.

Hangi kuruma işçi- memur- görevli- sözleşmeli alınacaksa hemen referans listesi adına, herkes işin ehlini değil, kendi yakınını gözetmeye başlıyor.

Siyasetçiler- belediye başkanları gelecekleri için güç gruplarının önünde eğiliyorlar.

Önceden Erdoğan’ın hiddetinden korkanlar, şimdi kurnazlıklarını Davutoğlu’na yutturmaya çalışıyorlar. Kısmen de başarıyorlar.

Davutoğlu, milletin malına el sürdürmem diyor ama adamlar; biz bu akademisyene yuttururuz, moduna girmişler.

Biz kaçın kurasıyız, diyorlar.

Erdoğan, siyasetin içinden geldiği için, bunların hilelerini biliyordu.

Ama Davutoğlu, bunların hilelerini bilemiyor. Ekibi de siyasetçi kökenli değil.

Akademisyen ağırlıklı.

Kendilerine öyle yuttururlar ki, neyin nasıl olduğunu bilmezler.

Barış süreci, devletin imkanlarından bu ülkenin vatandaşı olan ve sığınan herkesin eşit bir şekilde yararlanması demektir.

Devletin malı deniz, yemeyen domuz anlayışına dönülmektedir.

Yeni Türkiye kurulmadan yıkılacak mı?

İSLAM İNKILABLARI…

Devrimler- İnkılablar Çağındayız…

1979 İran Devrimi- İnkılabı

1991 Cezayir Devrimi- İnkılabı

1996 Bosna Devrimi- İnkılabı

2002 Türkiye Devrimi- İnkılabı

2007 Filistin- Hamas Devrimi- İnkılabı

2010 Tunus Devrimi- İnkılabı

Malezya Devrimi- İnkılabı

İslami Değişim ve Dönüşüm, insanlığın umudu olacaktır.

Bu umut her geçen gün artmaktadır.

Geleneğin- Muhafazakarlığın- Kapitalizmin- Liberalizmin-Sosyalizmin- Uzakdoğu dinlerinin- Hristiyanlığın- Yahudiliğin İnsanlığa vereceği bir şey yoktur.

İslam, insanın özündeki değiştirmesi ile birlikte, insanlığı da değiştirecektir.

HALKIN DEVLETİ İÇİN HALKIN PERSONELİ…

Bürokrasi’de çalışacak olanlar ile ilgili

devletin her kesime eşit mesafede olması zorunludur.

Derin devlet- Paralel Devlet tehdidi nedeniyle Ak Parti, personelde seçicilik adına kayırmacılık, akraba yakınlıkları, güçlü referanslar isteniyor.

İnsanları tanımak çok zor değil.

Bir kesimin değil tüm kesimlerin devleti, yani Adalet Devleti’nin tesisi için bu uygulamalar artık Eski Türkiye’de kalmalıdır.

Yeni Türkiye bürokrasisi, bu şekilde Türkiye’yi taşıyamaz.

İşin ehli insanlar değil, işin sömürüsünü yapan, kaytaran, işin ehli olmayan

insanlar Bürokratik Atalet’e neden olurlar.

Bu da Devlet’i yavaşlatır, hizmeti aksatır ve çürümeye yol açar.

DİYANET İSLAMI

Diyanet’in İslam Anlayışı…

Her kesimin bir İslam Anlayışı var.

Diyanet’in İslam Anlayışı nedir?

Sünni- muhafazakâr bir anlayışa sahiptir.

Tarikatlara- Cemaatlara karşıdır. En büyük hizmeti tarikatları halktan uzak tutmasıdır.

Hurafelere ve bidatlere karşıdır.

Renksiz, ruhsuz, Ülküsüz bir İslam anlayışına sahiptir.

İslam düşüncesinin geleneksel damarına dayanır, devrimci arayışı red eder.

Memuru oldukları devletin arayışına ters düşmez, tavır takınmaz.

Kur’an ve hadis noktasındaki bakış açısında birçok tarikata göre ilerdedir.

Meselelerde tavır takınmaz,

Görüşü kamuoyuna göre ters ise susar.

Her kesimden imamı bünyesinde barındırır,

Konuşmalarına da tahammül etmez.

İDEOLOJİ VE DİNLERİN MEKANLARI

Türkiye’de İdeolojilerin- Dinlerin Mekanları…

Muhafakazarlar: Çıkarlarının Olduğu Her Yer.

Sol kesim: Dağlar- Sokak- Kültür Evleri.

Tarikatlar: Dergah- Türbeler.

Nurcular: Evler.

İslamcılar: Dernekler.

Milliyetçiler: Ülkü Ocakları- Alperen Ocakları.

Kemalistler- Ulusalcılar: Anıtkabir- Müzeler- Birahaneler.

Aleviler: Cem evleri- Türbeler- Türkü Barlar.

Kapitalistler: Bankalar- AVMler- Plazalar.

KÜLTÜR EMPERYALİZMİ

Televizyonlarda- Sinemalarda- İnternette-Sinema Filmlerinde Kapitalizm- Holywood egemenliği devam ediyor.

Türk televizyonlarında- sinemalarında- internette en çok Holywood yapımı filmler izleniyor.

Televizyonlarda türk yapımız sinema filmlerinin saatleri ile Holywood yapımı filmlerin saatleri karşılaştırıldığında uçurum var.

Rekabet ettiği iddia edilen Türk yapımı film ve dizilerde ise Holywood ruhu yaşıyor.

Kapitalizm Türk sineması ve diziler yoluyla Ortadoğu’yu etkiliyor.

Sinema’da kendi ruh- akıl- algımızı yansıtan filmler

üretilmedikçe Kapitalizm geriletilemez.)

SİYASETİ KİM YAPIYOR?

Herkes siyaset yapıyor.

Bazıları susarak,

Bazıları yazarak,

Bazıları okuyarak,

Bazıları seyrederek,

Bazıları severek,

Bazıları korkarak,

Bazıları oy kullanarak,

Bazıları resim çizerek,

Bazıları film çevirerek,

Bazıları ticaret yaparak

siyaset yapıyor.

Ben siyaset yapmıyorum,

Ben siyaset ile ilgilenmiyorum

diyen

ya yalan söylüyor

ya da ne yaptığını bilmiyor.

İÇ Mİ? DIŞ MI?

Türkiye’de kişileri yerli çevrelerden ziyade dış çevre ile ilişkilendirmek daha çok hoşumuza ve kolayımıza gidiyor.

Son tartışmalarda;

Bir taraf Recep Tayyip Erdoğan ve Hakan Fidan’ı, İran eksenine kaymakla suçluyor.

Bir taraf ise Fethullah Gülen’i ve cemaatini, Amerika ve İsrail eksenine kaymakla suçlanıyor.

Dış ülke, çevre, pakt, grup üzerinden mahkum etmek en kolay yol olarak seçiliyor.

Neyi,  nasıl yaptığımız, bu ülkedeki duruşumuz ve arayışımız tartışma konusu edilmiyor.

Bu aynı zamanda halen kendimize güvenmediğimizin ve inanmadığımızın göstergesi;

bu ülkede bir şeyler oluyorsa, bu ülkedekilerin iradesi değil dışardan bir iradenin tesiriyle olabilir, psikolojisi bu vesileyle hakım kılınmaya devam ediyor.

YAPILANMALARIN TÜRKİYE’Sİ

Cemaat- Tarikat ve örgütlerin Türkiye Mücadelesi…

1923- 1950 Yeni devletin kurucuları tarafından baskı- tehcir- idam- asimilasyon ile yok etme, etkisizleştirme.

1950- 1960 tedirgin bir ruh hali ile rahatlama ama hükümetin devlet egemenlerine kendisini kabul ettirmek için yaptığı mücadele.

1960- 1980 Toplumsallaşmak ve kurumsallaşmak için mücadele… Yeni yol ayrımları… Partinin kuruluşu…

1980- 1997 Cemaat ve tarikatların sivil bürokraside yer kapma mücadelesi… Eğilimlerin meclise taşınması… Belediyeler üzerinden Yeni Türkiye’nin kuruluş çabaları…

1997- 2010 yapılanmaların derin devlete karşı fiili ittifakı…

2010- … devlet içinde kendi eğilimlerini hakim kılmak için kıyasıya mücadele…

BAHANE!

Emperyalizm;

12 yıl boyunca 11 Eylül saldırılarını bahane ederek Ortadoğu’yu kaosa sürükledi.

Şimdilerde aynı sadırıları yapan örgütü(IŞD)’i bahane ederek bir 10 yıl bununla oyalayacaklar.

Türkiye’de de önce önceleri Derin Devlet’i, sonra PKK’yı,

şimdilerde Gülen Hareketi’ni kullanarak zayıflatmak ve durdurmak istiyorlar.

Kaos için bahane bulmakta zorlanmayan Emperyalizm’i geriletmek

ancak ve ancak İslamcıların eliyle olacaktır.

LEGAL- İLLEGAL

Cemaatlerin dönüşümü anlamında bazı yapılar 28 Şubat sonrası örgütlenme şekillerini değiştirdiler.

28 Şubat öncesi illegal örgütlü modeli seçen bazı cemaatler,

kendilerini açık- şeffaf- tartışılabilir- toplantı notları okunabilir- toplantı yer ve

saatleri gizli kalmaksızın çalışmalarına devam etmektedirler.

 

Anadolu Platformu, İnsan ve Medeniyet Hareketi, Özgür- Der gibi yapılar bu değişimde öncülük yaptılar.

Tarikat ve Cemaatler sivil- resmi her kurum- birey tarafından tanımlanabilir- tartışılabilir- denetlenebilir olmalıdırlar.

DEĞİŞİM…

Tarikatlar ve Cemaatler,

sosyal, siyasi, ekonomik, kültürel, basın- yayın, organizasyon, eğitim

başta olmak üzere her alanda varlıklarını devam ettirmektedirler.

Ancak bu örgütlü yapılar resmen devlet tarafından tanınmamaktadır.

Bu yapılar kendilerini dolaylı yollardan ifade etmeye çalışmaktadırlar. Dernekler, vakıflar başta olmak üzere kurumsal yapılarını işlevsel hale getirmektedirler.

Ancak, isimlendirme- lider- kadro ve çalışma çoğu kez gizlilik prensibi ile hareket edilmektedir.

Tekke ve Zaviyeler Kanunu kaldırılarak, cemaat- tarikatlar hukuki zemine oturtulmalı, şeffaşlaşmalı, hesap sorulabilir hale gelmeli ve halk- devlet arasında perdeler arkasından konuşmamalıdır.

SOL HALK İKTİDARI…

Türkiye’de sol kesim ve aleviler kendilerini askeri, yargı ve sivil bürokrasinin işbirliği ile hep iktidarda bildiler- gördüler.

Ama artık görüldü ki sol kesim, laikler ve aleviler bu dayandıkları güç merkezleri dindar- muhafazakar- islamcı kesimlerin eline geçti.

Şimdi sol kesim, aleviler ve laikler muhalefet etmeyi öğrenecekler. Halka ve hakikatlere dayanarak muhalefet için daha çok alacakları yol var ama kat etmeden de varamayacaklar.

Gerçek anlamda muhalefet olduklarında ise hem kendilerinin hem de diğer kesimlerin büyük kazancı olacaktır…

TÜRKİYE- İRAN

Türkiye’deki İran…

İran’daki Türkiye…

İran İslam Devrimi bir çok ülkeyi etkiledi.

Bunlardan biri de Türkiye’dir.

Türkiye içindeki muhalif İslamcı hareketleri etkiledi.

Türkiye, Orta Asya ve Ortadoğu başta olmak üzere İslam devriminin etkisini kırmak için Fethullah Gülen Cemaati- Örgütü gibi yapılar kullanıldı.

1980’den bugüne derin devlet dindarlar üzerindeki operasyonlarda İran tehlikesini sebep gösterdi.

İran’da ise Türkiye’nin bu denli gündem oluşturduğunu söyleyemeyiz.

Bazı islamcıları himaye etti, o kadar.

Fethullah Gülen Örgütü- Cemaatinin iddia ettiği şekliyle devlet yönetimini ele aldığı iddiaları marazi derin devlet iddialarından farksızdır.

OYUN BİTTİ Mİ?

Yıllardır “savaş oyunu” oynayanlar,

şimdi de “barış oyunu” oynamaya başlayacaklar…

Davaya ihanet edenler,

barış elini uzatmış gibi görünüp kaçanlar,

provokasyon tertipleyip barış masasını terk edenler,

verilenleri beğenmeyip yenileri peşinde koşanlar,

silahların gölgesinde serinlemeyi barış ikliminde yaşamaya tercih edenler…

Ne devletin karakteri Barış’ın ruhuna uygun,

ne de pkknın beslendiği düşünce ve pratik gerçek barış iklimi yaratmaya uygun…

Barış söylemi;

devlet ve pkknın elinde yeni oyunların maşası olmaya devam edecek.

Barış’a inanmış kişilerin eliyle ve diliyle barış gelecektir.

Savaşan tarafların savaş nedenleri ve barışma arayışlarının sebeplerini anlarsak gelecek kalıcı barışı yakalayabiliriz.

Barış’ı savaştan beslenen, hegamonyaları için kullanan, savaş uğrunda ödettikleri bedelin hesabını vermekten kaçınan, işledikleri günahtan dolayı tevbe etmeyen insanlar- gruplar- devletler barışı kuramazlar.

aksine yeni savaşlar oluşturmak için altyapı hazırlarlar.

Tevbe etmeyen katillerden merhamet ve barış gelmez.

Ne devlet ne de pkk işledikleri günahlardan dolayı tevbe etmediler- etmiyorlar.

Devlet ve pkk kendi oynadıkları büyük oyunun yeni bir aşamasına geçiyorlar.

Barış’ın gerçek sahipleri ortaya çıkana dek bunların oyunlarını izleyeceğiz

ve oyunlarının oyuncakları olacağız.

KAZANANLAR- KAYBEDENLER

Büyük bir Çatışma yaşanıyor…

Kazananlar ve Kaybedenler olacak.

ve de çok hayırlı sonuçları olacak.

Çünkü Eski Türkiye ile Yeni Türkiye arasındaki çatışma bu…

Bu çatışmadan yara alacak olan, olacağı gibi bazı şeylerin tekrar konuşulmasına yarayacak.

Çatışma arınmaya- ders almaya- konumlarını gözden geçirmeye- yenilenmeye yarayacak.

Hem iktidar hem de cemaat- tarikatlar konumlarını gözden geçirmek zorunda kalacaklar.

Hasar raporunu görürken, kazanımları da görelim.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s