KÜFRE GİREN ŞEHİRLER…

konya

r. Köy, cennettir.

İnsan cennette yaşamak istemedi.
Şehir cehennemine düştü.
Her zaman cenneti özler.
Ama cehennemden de vazgeçmez.

 

r. İstanbul; büyük bir iştahla doymak bilmeyen,  hırsları kabartan,  sınırsız şekilde her şeyi yutmak isteyen,  üst üste yığılmış,  eni boyu değil sadece midesi büyüyen  bir şehir izlenimi veriyor.

Patladı patlayacak,  çatladı çatlayacak halde. Öylesine ağırlaşmış ki kendini kımıldatamıyor.

İnsanın aklına ve kalbine hitap etmiyor.  Nefsine, hırslarına, çıkarlarına, bencilliğine,  yalanlarına mekan olmuş.

Çok yalnız bir şehir İstanbul… Sanki büyük bir kıyameti bekler gibi duruyor…

 

r. İnsanlık şehirlere yığılarak toplu intihara hazırlanıyor.

 

r. İnsanoğlu; bir kaç yüz metrekare için bir ömür çalışarak ödeyeceği borcun altına giriyor. Şehrin güya değerli evleri vardır. Taş ve demir yığınlarına millet müthiş paralar öder. Mühitmiş, semtmiş… Bazı sebepler de uydururlar. Parası olanın parasını araklarlar.

Veya öyle garip ki; rezidans alıyor, kuleler dikiyor, onunla övünüyor, halbuki biraz ötede toprak var. Hiçbirisi o toprak kadar değerli değil…

r. Sanayiciler; işçi çalıştırmak için köylüleri şehre çağırdılar.

Şimdi de topraklarını alıyorlar, köylüleri topraklarında çalıştırıyorlar.

 

r. Küfre Giren Şehirler…

Şehrin kapıları açık gibi görünür. Ama aslında her kapıyı tutan bir kesim de vardır.

Sen hangi kapıya yönelsen; sen kimsin hemşehrim, der.

Şehir insanı kölecildir. Her adımında kurallar vardır. Bu kurallara uyma zorunluluğu zaman içinde itirazsız itaate götürür.

Şehirde %1’in %99’a tahakkümü vardır.

Şehirliler, kazandıkları paraları harcamak için sebepler ararlar. Garip eğlenceler… Pahalı restaurantlar… Pahalı cafeler…

Şehir hayatı, makinenin işleyişinden farksızdır. En ufak terslik, müdahale ister. Sıkıntı çıkaranları hemen harcar, saf dışı eder.

Şehirde EV yoktur. Herkes çalışır. Akşamdan akşama eve gelinir. Şehir evleri, pansiyon evlerdir. Aile evleri değildir.

Şehirliler, elbiseler için yaşarlar. Gardroplarına yeni elbiseler eklemek en büyük zevkleridir. Çabuk bıkarlar, yenileri için hemen koşarlar.

Şehirler kadınlar için inşa edilmiştir. Erkekler için zindandır. Pazar, piyasa, evler, arabalar, yemekler… Her şey kadınlara göre dizayn edilmiştir. Kadınları mutlu edebilmek için planlanmıştır. Kadınlar ise hiç bir zaman onlara yetmeyen standartlar için erkekleri çalışmaya zorlarlar. Bakar, yetmiyor bu defa kendisi de çalışmaya başlar.

Şehirliler, sentetik- endüstriyeldir

Şehirlilerin en çok unuttukları ve korktukları şey; Ölümdür. Ölüm, bir felakettir, yıkımdır. Ebedi hayat özlemini tehdit eden ana unsurdur.

Şehirliler için herkes tehdittir. Komşu, iş arkadaşı, yoldaki gördükleri… Her an bir tehdit olabilir ve buna karşı tedbir alır.

Şehirde artık kimse önüne bakarak yürümüyor… Herkes karşıya her daim karşıdakine bakarak yürüyor.

 

r. Şehir küfre, Köy imana yakındır.

 

r. Şehir Dolambacında…

Sakarya… İnsanı boğan şehir…

Sonra İstanbul… Türkiye’nin en büyük şehri… Yüzbinlerce bina… Milyonlarca insan… İnsanı yutan şehir- Metropol- Anadolu yığması- Yağmalanmış- Sömürü kuleleri dikilmiş- İnsan tüketen- İçinden Allah’ı kovan şehirden…

Malatya/ Arguvan/ Güveçli(Maman) Köyü… Türkiye’nin en küçük yerleşim birimi… Tek bir ev… Birkaç insan… Doğasında sessizliğinin büyük senfonisi olan topraklar… Derelerin coşkun çağıltısı… Gökyüzünün secdeye kapanmış hali… Toprak, Ah! toprak… Ciğerleri dolduran kirlerle savaşan hava… Aklı şehrin tutsaklığından- bataklığından kurtulması…

ve dönüş…

Yine Sakarya… Ölgün… Kasvetli… Nefessiz…

 

r. Şehirlerin insanları azaldı. İnsanların şehirleri çoğaldı.

Artık; doğumu- çocukluğu- gençliği- iş hayatı- yaşlılığı ve ölümü aynı şehirde geçen insan sayısı istisna olmaya başladı. Doğumu- çocukluğu- gençliği- iş hayatı- yaşlılığı ve ölümünün her biri farklı şehirde geçen insan sayısı çoğaldı. Şehir mezarlıklarında gömülü olanların çoğunluğunun doğum yerleri, öldükleri yer değil..

 

r. Şehirlilerin Hayat Alışkanlıkları;

Hafta içi çalışıp hafta sonu yatmak, alışverişe çıkmak, yemeğe çıkmak ve sinemaya gitmek…

AVM’lerde Marka tanrıları önünde haftalık tapınma ameliyesini gerçekleştirmek,

Misafirliğe gitmemek ve misafirleri hiç sevmemek…

Mescidleri terk etmek ve arada günah çıkartmak için cuma’dan cuma’ya, bayram’dan bayram’a gitmek…

Sokaklarda binlerce insanı görmek ama hiçbiriyle ilgilenmemek ve onları tehdit olarak görmek…

Her adımı parsellenmiş şehirde kendine hayat hakkı tanımayan piyasaya boyun eğmek…

Geçinmek için saatlerce çalışmak, geriye kalan sınırlı zamanı dinlenmekle geçirmek…

 

r. Arguvan/ Maman köyünden çıkarken kaybolduğumda dönüş yolunu tekrar bulabilmek için yola kelimeler bırakmıştım.

Şimdi o kelimeleri toplayıp gidiyorum…

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s