TÜRKİYE’DE “DEVLET BENİM- DEVLET BİZİZ” SENDROMU

devlet

a- Geçmişinden Utananların Ülkesi: Türkiye

Laikler- solcular- liberaller Osmanlı’dan utanırlar.

İslamcılar, gençlik dönemi mücadelelerinden ve fikirlerinden utanırlar.

Milliyetçiler, 1980 öncesi Sol ile çatışmalarından utanırlar.

Solcular, 1980 öncesi sağ kesim ile çatışmalarından utanırlar.

PKKlıların utanç duymasını şimdilik Amerika istemiyor.

Gülen Cemaati Örgütü, mensuplarının bir kısmı ayrıldı ve geçmişlerinde her daim utanç duyuyor- diğerlerinin utanç duyması yakındır.

Devlet, halka- halklara yaptıklarından utanıyor.

Geçmişinden utanç duymayanların oranı arttıkça, bu ülkede bazı dengelerin oturmaya başladığını kabul edebiliriz.

 

a- Anadolu Direniyor!

Kardeşliği tehdit eden PKK’ya…

Batı’ya kul olan laikçilere- ulusalcılara…

Geçmişin romantizminden uyanmayan muhafazakarlara…

Kapitalizmin kötü taklitçisi liberallere…

Emek diyerek en büyük emek sömürüsü yapan solculara…

Aklını ölülere ipotek ettiren cemaat- tarikat ehline…

Direniyor, Anadolu… Ve yeryüzünün tüm adil, özgür insanları ile birlikte… Anadolu direniyor…

 

a- Hangi Türkiye:

Tek Vatan, Tek Millet, Tek Dil, Tek Bayrak Türkiye mi?

Yoksa Özümüz bir, Sözümüz bir, Derdimiz bir, İdealimiz bir Türkiye mi?

Cumhuriyet’in ilanını kutlamak; aynı zamanda yapılan bir darbeyi kutlamaktır.

Cumhuriyet’in ilanı halk iradesinin temsilcisi olan Milletvekillerinin çoğunluğunun desteği ile değil bir grubun- oligarşinin kendi veya uluslararası projeyi uygulamak için yaptıkları meclis içi darbenin resmi hüviyet almış halidir.

Cumhuriyet ilan edilme sürecine doğru; muhalif milletvekilleri sindirilmiş,

Milletvekili Ali Şükrü Bey’in öldürülmesi suretiyle gözdağı verilmiş, 2. meclis seçimlerinde tek parti anlayışı ile muhalif görülen milletvekilleri meclis dışında bırakılmış, kurucu kadro- kurucu meclis- kurucu halk iradesi yok sayılmış…

1960- 1971- 1980- 1997 darbelerinin anası Cumhuriyetin ilanı sürecindeki darbedir…

 

a- Emperyalistler ve Yerli Uşakları’ndan Türkiye’ye Çağrı:

1923 yılında sana gösterilen yere dön…

Anadolu dışında Dünya’ya bir emelin, niyetin, katkın olmasın.

Seni askere çağırır gibi nöbetçi nizamda daima hazır bekle.

Aç kalmayacak kadar üret.

Sorunlarını çözümlemeye çalışma.

Büyük Anadolu Barışı’nı kurma.

Kendin ile uğraş, kendi evlatlarını ye, yurtlarını zindana çevir.

 

a- Bir lider aranıyor!

Güçlü- kapsayıcı- derinlikli bir ideoloji- din sahibi olmalıdır. Parti merkezli olmalıdır.

Halka dayanmalıdır. Partinin her kademesinde görev almalıdır.

İl başkanı- belediye başkanı olarak görev yapmalıdır.

Atatürk- Askeri Bürokrasi

İnönü- Askeri Bürokrasi

Menderes- Eşraf- Toprak Sahibi

Erbakan- Akademisyen

Türkeş- Askeri Bürokrasi

Demirel- Mühendis

Ecevit- Gazeteci

Özal- Sivil Bürokrasi

Erdoğan- Siyasetçi

Cumhuriyet dönemi siyasi liderleri içinde gerçek anlamda; parti- kitle- ideoloji- lider profilini tamamlayan tek lider; Erdoğan…

 

a- Türkiye’nin Tevhid- Adalet- Özgürlük ve Emek temelinde yeniden ve sürekli inşası için mücadeleye devam…

Bir vesayetin sona erip diğer vesayetin başladığı bir Türkiye değil, Değerler ve İdealler birleştirip kendisi ve dünya için umut olan bir Türkiye…

Değişim için gayr-i insani- ahlaki işbirlikleri değil, İnsanın fıtrat- vicdan- topluma dayalı işbirliği yapabilen bir Türkiye…

İslam’ın evrensel mesajını kapitalizme- emperyalizme- liberalizme peşkeş çeken değil,

İslam’ın bu ülke- dünya için yeniden umut olabilecek şekilde konuşabilen- pratize edilen- değişimin öncüsü olan bir Türkiye…

 

a- “Atatürk Olmasaydı…” diyerek başlayan sözlerden sonra gelen cümleler: “Anneniz- babanızın kim olduğu belli olmazdı.” “Arap Ülkelerinden farkımız kalmazdı.” “Yunanlıların yönettiği bir halk olurduk.” “Anadolu işgal altında kalacaktı.” denilir.

Bir kere kim söylerse söylesin bu sözler zamanın- tabiatın ruhuna aykırı sözler…  “Olmasaydı…” ne olacağını bilmiyorduk. Ama var olanı ve ne olduğunu biliyoruz.

Herkesin yaptıklarının hesabı sorulacağına göre; biz insanların hesap sorulmadan kendi kendimize hesap sormamız kaçınılmaz.

Atatürk’ün yaptıkları her insan gibi sorgulanmalıdır, eleştirilmelidir, tartışılmalıdır, tanınmalıdır ve okunmalıdır…

Dehalar- kahramanlar; tarihin zorunluluklarıdır. Ama iktidar- egemenlik ele geçirince yapılanlar tüm dinler, egemenler ve ideolojilerin büyük imtihanlarıdır.

Atatürk’ün varlığını ve yaptıklarını inkar etmek ne kadar hakikate uymuyorsa, Atatürk’ün yaptıklarını dokunulmazlık- eleştirilmezlik zırhı altında yaptıklarını- sözlerini- hayatını korumakta hakikate ters düşer. Olduğu gibi, olduğu kadar, yaptığı gibi, yaptığı kadarını görmek ve bilmek zorundayız.

Şu da biliniyor mu? “Olmasaydı…” diyerek başlayan kibrin hallerini… Yapmadıklarını yapmış gibi göstererek tarihsel yalanlarla insanların uyutulduğunu… Uygulamaları neticesi binlerce insanın öldürüldüğünü… Yaptığı inkılapların tarihsel gericilik olduğunu.. Üniversite ve aydınların işbirliği yaparak tarihsel dönüşümün ana merkezine konulduğunu… Meydanlarda- okullarda- 10 Kasımlarda heykel, yazı ev görüntülerle insanları baskı altına alındığını…

Tarihi önce halkın hatıralarından okumak lazım…

Halk iradesinin nasıl tek lider- tek parti üzerinden ipotek altına alındığından…

Kazım Karabekir’in hatıralarından…

İskilipli Atıf Hoca’nın çocukların hatıralarından…

Dersimli çocukların- kadınların- yaşlıların dilinden…

Kelimeleri elinden alınarak hafızasız bırakılmış halktan…

Şapka gibi zorunlu elbiseleri giymek için insanların ne hale getirildiğinden…

Okullarda çocukların- gençlerin nasıl tarihsel yalanlarla uyutulduğundan…

Atatürk tarafından Topal Osman’a öldürtülen Ali Şükrü bey gibi muhalif olan tüm milletvekillerinden…

Halide Edip ve ailesine yapılanlardan…

Muhalif olan toplum kesimlerini -Kürtler, Boşnaklar- Çerkezler- Gürcüler- başta olmak üzere nasıl asimilasyona uğratıldığından…

Padişah ve ailesine yapılanlardan…

Mehmet Akif ve ailesine yapılanlardan…

Toplum- tarih- devlet mühendisliği adına işlenen cinayetlerden…

Okumak lazım…

Düşünce- edebiyat başta olmak üzere yapılan baskılardan…

Müzik ve diğer sanatsal çalışmalar üzerinde nasıl asimilasyon yapıldığından…

İnsanların- şehirlerin- köylerin isimleri üzerine yapılan değişikliklerden…

evet okumak lazım…

 

a- Devlet Benim- Devlet Biziz Sendromu…

Türkiye’de hangi grup olursa olsun tüm muhalif veya statükocu hareketler,
siyasi- sosyal- ekonomik- kültürel olarak bir konum elde etmişse
hemen tüm alanda hakimiyeti ele alarak diğerlerini saf dışı etmek istiyor.

Devlet Benim! diyerek hakimiyetini ilan etmek istiyor.

Bir dönem Milliyetçiler, devlet biziz demeye çalıştılar.

Bir dönem Aleviler, devlet biziz demeye çalıştılar.

Bir dönem Kemalistler, devlet biziz demeye çalıştılar.

Bir dönem PKK, devlet benim demeye çalıştı.

Bir dönem muhazafakarlar- dindarlar devlet biziz demeye çalıştılar.

Şu anda da tarikatlar- cemaatler devlet biziz demeye çalışıyorlar.

Hiç kimse ve kesim, herkesin devleti olacağız demiyor.

Adalet Devleti’nin tesisi için değil başka grup ve ideolojileri,
baskı- angaje- itibarsızlaştırma- yok etme algısıyla
etkisizleştirmeye çalışıyor.

Bu topraklarda ne zaman;
Müslümanların, sünnilerin, şafiilerin, kürtlerin, solcuların, kemalistlerin, rumların, ermenilerin, yahudilerin, süryanilerin, yezidilerin, kafkas toplulukların, arapların
yani tüm insanların elinden ve dilinden emin olduğu devlet olursa
işte o zaman Adalet Devleti kurulmuş demektir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s